18 Eylül 2008 Perşembe

eyüp sabri tuncer


saatin 06'ları. güneş doğmaya çalışırken, çoğunluk bilmemkaçıncı rüyasında ve işi evine uzak olanların da alarmları çalmaya hazırlanırken, uyandım. üstelik o güzelim rüyamın içinden beni uyandıran, gitmek zorunda olduğum işe yetişmem için kurulan alarm da değildi. zira kendisinin harekete geçmesine daha 2 saatten fazla vardı. uyanışıma sebep, hacim olarak benden binlerce kat küçük olan hain düşman, minyatür vampir, arsız avcı... anlaşıldığı üzere bir sivrisinek olan bu karşı saf, beni en savunmasız anımda, uykumda yakalamıştı. havalar ısınınca hortlayan ve havalar soğudukça (keşke sonsuza kadar olsa) yok olan bu nefret ırkın en hain bireylerinden biri; dün gayet ironik bir şekilde havanın 10 derece birden düştüğü, şimşeklerin yağmura eşlik ettiği gecede benim odama sığındı ve kendisi gibi biyerlere sığınan müşkül bir tanrı misafirine hiç de yakışmayan hareketler sergilemeye başladı.

rüyamdan ani bir kopuşla uyandığımda iki elim de deli gibi kendimi kaşımakla meşguldü ve sivrisineğin akşam yemeğinden kahvaltıya kadar uzanan ziyafetine bir ısırık yetmemiş olacak ki üzerimde verdiği parti bana 5 tane kaşınma noktası olarak dönmüştü. yetişemiyordum ve bu 5 noktadan hangi birini kaşıyacağıma karar veremiyordum. ben olaya el koymaya çalışırken o lanet parti hala devam ediyordu ve malesef ben çoktan bir kan bankasına dönüşmüştüm.

cayır cayır yanıp ölümüne kaşınan 5 noktayı yok farzetmeye ve ayılmaya çalışarak banyoya gittim. tek ihtiyacım olan kolonyaydı ve çölde su arayan bedevi edalarında girmiştim banyonun dolabından içeri. tabiki yoktu. derken lavantalı bir sprey kolonya buldum ve neşeyle odama döndüm. ardından hüsran ve çaresizlik. elimdeki lavantalı kolonya görünümlü şişe, doğan görünümlü şahinmiş meğer. içinden çıkan gül suyuyla, kaşıntılarım yetmez gibi bir de dev bir güllaca dönüşmüştüm. çöl bedevisi hallerim yerini uyuşturucu bağımlısı krizlerine denk hallere bırakmıştı.

çekmeceler, kutular, raflar, şifonyerler. yoktu işte. bilmemkaç metrekare evde hiçbir limon alkol kombinasyonu yoktu ve uykum çoktu. kolonya uyku eğrisinde kolonya sıfırda seyrederken uykumun grafiğinde hızlı bir artış vardı. madem kolonya yoktu yapmam gereken düşmanı etkisiz hale getirmek diye düşünerek ışığı açtım ve dışarıdan bakanı biraz güldürüp biraz da korkutacak garip hallerle milim boylum al kanlımı aramaya başladım. sinsi. hain. korkak. kurnaz. yoktu. saklanabileceği o kadar çok yer varken onu bulabileceğimi düşünüşümün yegane sebebi uyku sersemliği olmalıydı ve çabalarım ne kadar beyhudeydi.

gitmiş olmalı, zaten beni yemesinin üstünden çok vakit geçti biyere konup durmuştur diye düşündüm. 5 yerden kan içen bir hayvan balon gibi şişmiş olmalıydı ve uçmaya hali hiç ama hiç olmamalıydı. tabi tüm bunları çok üyeli bir çete olmadıklarını umarak düşünüyordum. nedensiz ve zamansız gelen bu iyimserliğim yüzünden artı 2 ısırığa daha kavuşacağımı bilmeden, ışığı kapayıp yatağıma yattım ve uykuya yöneldim. ki anında suyun uyuyacağını ama düşmanın uyumayacağını tecrübemle sabitledim oracıkta. o şeffaf karnı iki kere daha 0 RH - imle dolmuştu. artık dirseğim ve elim de kaşınıyordu. elimi kolumu bağlamaktı amacı besbelli. ve şimdi de şen kahkahaları mini desibeller, maksi hertz'ler şeklinde kulağımda vızıldıyordu.
yine kalktım. yine ışığı açtım. bu sefer onu aramanın pek beyhude bir çaba olduğunu bilerek, ramazan pidesi gibi yatağa uzandım. ısırabileceği dev bir kan balonu olarak beni görmesi ve bana yaklaşması akabinde de sağ elim tarafından pestil haline getirilebilmesi için kendimi yem olarak kullanmaya karar verdim. zaman benim bu hallerime hızla gülüp geçiyor, güneş yükseliyordu. o saf halimle kendimi ona yem ederek nöbet tutarken, her nöbetçi asker gibi ben de uyuyakalmışım. rüyamda dev sivrisineklerle savaşıp intikam duygumu körüklüyordum ki yine aniden ve yine çıldırasıya kaşınarak uyandım.
artık kolonya farz olmuştu ve ben diğer alkollülere saldırmadan önce onu bulmalıydım. içten içe evin biryerlerinde olduğuna dair inancım kaybolmaya yüz tutmuşken, tatile gidip orada bıraktığım off spreyler için kendime kızıyorken ve artık azılı sivrisineğe de kendimi teslim edip uyumaya çalışmayı göze alıyorken, türlü saçma kozmetiklerin olduğu bir sepet geldi aklıma. bari oraya da bakaydım, bulamayıp da yataydım deyip raftan hızla çektim sepeti ve bir ışık hüzmesi doğdu sepetin içinden: eyüp sabri tuncer limon kolonyası.
o ana kadar en favori kolonyamın selin kolonyaları oluş sebebini söylemeye gerek yok, isminden olduğu kadar niteliğinden de üstelik. ama, o güne kadar dalga geçtiğim, kemal kükrer ve eyüp sabri tuncer ikilisinden birinin, bir gece ansızın beni böylesine muhtaç bir durumdan kurtarabileceğini kim bilebilirdi.
sonra, huzur. öldürme isteğinde, vahşet ve intikam duygularında hızla azalma. limon ferahlığı. yastık rahatlığı. ne olur ne olmaz kafaya kadar çekilmiş bir pike ve tatlı bir uyku ve nükseden kaşıntılarla başlanan yeni bir gün.
eyüp sabri tuncer, sen dün gece bir ırkın umutsuzluğu bir başka ırkınsa cankurtaranı oldun. ne mutlu sana.

1 yorum:

Gökhan Erbaş dedi ki...

anlayana sivrisinek saz anlamayana davul zurna az diyorum =)

Gene bir Shamamciyan klasiği...