11 Eylül 2008 Perşembe

dırdır vırvır

bu aralar sürekli bir serzenişlerdeyim biliyorum ama elimde değil. yine öyle bir yazı bu, erken uyarı sistemi kurayım da ne olur ne olmaz, alarmı çalınca kaçarsınız.

işyerim mezarlığın yanında, mezarlık sokakta. bilip bilebileceğiniz en uysal en iyi komşulara sahibiz anlayacağınız. ama nedense hep bir çekinilir, istenmez mezarlık yanı, yakını evler ve hep daha ucuz olur diğerlerine kıyasla. niye ki? anlamam. adamın sana nasıl bir zararı dokunabilir ki. tatlı tatlı yatmış uyuyor. pili bitmiş, adam gitmiş. sen paşalar gibi kanlı canlı gezerken o ruhani haliyle sana naapsın. hadi diyelim bişey yapası tuttu (?!), senin evinin yakınında olsa ne olur olmasa ne olur. adam ruh, ruh! uçar da gelir senin yanına veya zaten istediği yere. ki zaten öyle de bir durumda senin yanına geleceğini sanmam, seni naapsın. yani ben olsam gelmem. giderim parise eyfele, romaya, özgürlük anıtının tepesine, okyanusun ortasına, firavunun ruhuyla kanka olup piramitlere filan.

işte böyle saçma sapan şeyler düşünüyorum her sabah bir mezarlık yanından geçip, başka bir mezarlık yanındaki işime giderken ve yine bir başka üçüncü mezarlığın yanından geçip evime dönerken.

yine bazen sabahları işe giderken dalmamışsam başka taraflara hep ulus oditoryumu takılıyor gözüme. her seferinde de 5 dakika sonra varacağım işyerinde hemen TDK dostuma sorayım diyorum, ey TDK ne demektir oditoryum diye. öyle de kallavi bir adı var ki mübarek. ODİTORYUM. heheeeyyyttt. neler dönüyor içerde belli değil. böyle yüce konseyler toplanmış hayati kararlar alınıyor, mu? dev bir anfi tiyatro var da bir grup çılgın insan aktiviteler silsilesinde boğuluyor, mu? derken artık geçen gün dayanamadım. oditoryum oditoryum diye tekrar ede ede delirmenin eşiğindeyken girdim ofise ve koştum TDK'ya nefes nefese. efendim buraya kadar hahayt nidalarıyla "ay oditoryumu bilmiyomuş pes" deyip dalga geçenlerinizi önce eshefle kınayıp şöyle bu tarafa alıyorum. kalanlarla bu yüce bilgiyi paylaşmaktan gurur duyarım ki oditoryum etkinlik merkezi demekmiş. fısssss. ama bir de şöyle bir şey var ki antik romada halkın ozanları dinlemek üzere toplandığı yermiş de aynı zamanda. havası ordan, ta antik romadan geliyormuş demek. rahatladım.

bakın biri bir kuyuya taş attı, kimsenin de çıkarmaya niyeti yok ama saçmalığın daniskası bir kalıp oluştu köşeye sıkışan benim gibi bir işi olanlar çalıveriyor o kalıbı her yere şöyle ki:

çaresizseniz, çare sizsiniz! tepkisizseniz, tepki sizsiniz!

yahu bu nedir? ne saçmalık. binlerce kere kullanıldı ve artık etkisiz. etkisizseniz, etki sizsiniz ve hatta beyinsizseniz, beyin sizsiniz!!



türkiye'de niye siyah koyun yok! masaüstümde (yani bayaa bayaa masamın üstünde) bir beyaz bir siyah koyun var, notlarımı tutmakla görevlendirilmiş. o siyah olana baktıkça bunu düşünüp duruyorum. olsa süper tatlı olurdu. yurdum insanının zencisinin olmayışı gibi bişey mi acaba? mango, avokado, kapari falan da yoktu eskiden, biyerlerde var oldukları halde. yeni yeni geldiler. siyah koyunlar da ilerleyen yıllarda ufaktan gelirler mi acaba bu tarafa? ben bekliyorum, yurt dışına gideniniz varsa haber salın karalara.

msn'e özgü laflar var.eskiden de vardı asl'ler filan. belki hayat kurtarıyodur birileri için rahattır falan da ben bitanesine çok fena uyuzum. ark. ki türkçe sözlükte içinden su akıtmak için toprağı kazarak yapılan açık oluk, ingilizce sözlükte nuhun gemisi demek. ama tükçe msn'ce-msn'ce tükçe sözlüğe bir bakıyoruz. ne demekmiş efendim: arkadaş! yok artık! geliyorlar artık bana ama. yahu çok mu fazla geldi sana o 4 harf de türkçeye böyle bir kısaltma sokuşturmaya niyetlendin? ark.ım, ark.larım ark.larla. bir de tsk.ler var ki ona artık hiç giremeyeceğim.

book'un da fazla geldiği ve güzelim ismi olan facebook yerine adı bugünlerde face diye geçen o meşhur sitede dün, golden retriever bir köpeğe ait kişisel hesap gördüm. adı köpeğin adı, soyadı sahibinin kelli felli soyadı şeklinde bir hesap açılmış hayvancağıza. fotograflarda tag'lenmiş, bazı fotografların altına köpek ağzından (artık nasıl bir saçmalık siz tahayyül edin) yorumlar falan yapılmış. komik değil, sevimli değil, mantıklı değil. yani tek bir soruyla yetinemeyip iki soru soracağım hesabı açılan köpeğin sahibine: 1.ne yapıyorsun sen? 2.hakkaten bu kadar çok mu vaktin var?

yemeksepeti.com'da gördüğüm bir banner: dominos'tan iftar menüsü. italyan yemeğiyle iftar :) çok fantastik, çok hoşuma gitti. burdan yola çıkarak da bir önerim var iftar reklamlarına. bıktım artık güzel neşeli kalabalık ailelerin etrafını çevirdiği masalarda aptal aptal gülüşmelerden, kahkahalarla kola açışlardan, abartılı neşelerle çorbaları tabaklara dökenlerden. böyle tek başına pizzayla, hamburgerle orucunu açan bir genç, yada iki sevgili başbaşa ve sakin bir mutlulukta falan, ne bileyim bir alternatifi olmalı. neşe patlaması kalabalık aileler işgal etti kutuyu, ofh.

böyle sahneye bir şarkıcı çıkar. genelde saçma sapan bir mekanın saçma sapan şarkıcısıdır ve saçma şarkılar söylüyordur. o saçma sapanlıklar yetmiyormuş gibi bu şarkıcının aklına cin bir fikir gelir ve şarkı sözlerini seyirciye uyarlar, nedeni amacı bilinmez bir biçimde, hiç hazzetmediğim gevrek bir gülüş ve seyirciyi gösteren bir el eşliğinde: "bana herşey SİZİİİ hatırlatıyor" müzikten, şarkıdan, ortamdan soğuduğum eşsiz bir biçimde irite olduğum nadir anlardandır işte bu, pooff.

dır dırlarımın ardı arkası kesilmiyor ama bakın bunda da bana hak verecekler çıkacak. yine icat devşirme laflardan dem vuracağım çünkü. hapşurunca çok yaşa denir bu bir kalıp. sen işi gücü bırak, düşün ki çok yaşamanın bir faydası yok o hayat iyi olmadıktan sonra, önemli olan iyi yaşamak de. o hapşuruğun üzerine felsefik anlamlarla örülmüş bir laf ara, bul, söyle.

-hapşuuuu

-çok yaşa.

-iyi yaşa! (ehem, kendinden emin tavır, hey dostum çok değil iyi yaşamak öneli olan laf sokuşu edaları, böyle bir böbür bir ne güzel dedimcilik)

ya sana diyorum iyi yaşa'cı. çok yaşasın da, iyileştirmeye vakti çok olsun bir yolunu bulur elbet sanane, laf üstüne laf niye söyleyip, yeni yeni laflar devşirip, icat edip beni bloglara kusturuyorsun.

bitmedi. bitmiyor ki ben ne yapayım. bu iyi yaşacılar derneği toplanmış ve demişler ki biri bir şey yapınca ve biz bunu beğenip takdir ettiğimizde teşekküre denk "eline sağlık" diyoruz. ama efendi, gönülden yapılan şeylere eline sağlık dediğimizde içimiz bir kıpır kıpır bir huzursuzuz. ne yapsak ne etsek. ve buyrun bakalım "kalemine sağlık" "gönlüne sağlık" "emeğine sağlık" "yüreğine sağlık"lar havada uçuşuyor. öyle antipatik ve gereksiz ki kanımca. bu kadar adres belirtmeye gerek varmı. daha havalı daha romantik laflarla deyim üzerinden laf süslemeye ne de meraklıymışız.


ve bugün hayatımda ilk (ve çok büyük ihtimalle son) kez gay bir taksiciye taksicinin arabasına denk geldim :) hayır yazdığım taksidji yazısıyla ilgili, bugünün mevbahsi olan taksiciye duyduğum sinirden değil adama gay deyişim. kahramanımız gayet havalı ve tertemiz düpdüzgün giyimli, yuvarlak yüzlü, kirli sakallı artistik halleriyle bende cadde taksicisi havası yarattı ilk izlenim olarak. sonra önümüze çarparcasına çıkan bir arabayla başlayan "hay allahım kimler ehliyet alıyor, nasıl dönüş yaptı, yollar ne fena, devlet duy vatandaşın feryadını" konu başlıklarından karşılıklı serpiştirişlerimize abartılı el hareketleri, yaaaaaaaniiiiii'ler, ay evet'ler, olmaz yaaaağniiii'ler ve tatlı ses tonajları eklenince allah allah diye içten içe pis pis sinsi sinsi gülmeye başlamıştım ki, her taksiciye söylediğim kolay gelsin'e babaaay diye karşılık verdi :) daha ne diyeyim, belki de sevip sevebileceğim tek taksiciydi.

dırdırlarım buraya kadar, şimdilik. babaaaay :)

6 yorum:

Brc dedi ki...

süper bir yazıydı.okurken çok keyif aldım.

shamamciyan dedi ki...

:) ne mutlu

Adsız dedi ki...

canım herşey tamam, katılıyorum da. şu mezarlık konusunda ciddi olamazsın yaaa :) bi kere mezarlıkların orda kimse oturmak istemez, bunun nedeni ordaki ruhanilerin birşey yapacağından değil ölümü hatırlamamak içindir. evinin penceresinden mutlu bir sabah baktıgında ya da güzel bir gecenin ardından perdeni çekmek istediginde kimse en sonunda gidecegi yerin orası oldugunu hatırlamak istemez.

shamamciyan dedi ki...

onu hatırlamayı iyi anlamda da yorabilirsin kendine, ölümlü dünya güzel şeylerle vakit geçireyim cinsinden. bakış açısı :)

Adsız dedi ki...

Harika bir yazıydı.. Okurken cok keyif aldim. "hehe eveett!" ":)) dimii?" şeklindinde tepkiler verdim yazini okurken.
Naty

kimmiş? dedi ki...

yüre€ine sa€l›k :)