19 Haziran 2008 Perşembe

iletiştirdiklerimizden misiniz


Şu iletişim denen meret ve askerleri etrafımızı sardı. Savulun. Hızla iletişimsizleşiyoruz sayesinde, bilmeden gayet ironik bir şekilde. Dağılın. Öyle de illet birşey ki önce sevdiriyor kendini, sonra alıştırıyor, ele geçiriyor, savaşı kazanıyor. Yıkılın. Farketmeden kanıksamak ne tehlikeli şey. Artık o görüşmek için gün ayarladığınız, buluşma yerinde trafiğin neresinde olduğunu, kaç dakika sonra geleceğini bilmeden ve sabırla, umutla dakikalarca beklediğiniz, karşılıklı oturduğunuzda anlatacaklarınızın biriktiği arkadaşlarınızı görüp görmemek o kadar da mesele değil. Çünkü hayatına dair tüm ayrıntıları bilebileceğiniz bir facebookunuz, geri kalanları bire bir anlatacağı bir msniniz, son saç modelini, rengini, yeni kız arkadaşını, odasının yeni şeklini, modifiye ettiği arabasını, yeni doğan bebeğini, düğününü ve daha milyonlarca ayrıntıyı görebileceğiniz dijital fotograflarınız ve tabi ara sıra küçük küçük hasret giderip "buluşalım bi ara yaaaa" demek için kullandığınız esas amacı nadir hizmet veren cep telefonlarınız ve smsleriniz var...
Ben kendi adıma, bilmemkim pabucuyarım, çık dışarıya oynayalımları, kapıya dayanıp ben geldim diyenleri, diyebilmeleri, sabırla birilerini taksim meydanının ortasında 15li 20li dakikalarca bekleyip ha geldi ha gelecek heyecanlarını yaşamayı, birilerini özlemeyi, özlemeye fırsat bulmayı, planlar yapıp yapıp buluşmaları, spontane buluşmaları, çektiğim fotografı görememeyi, güzel mi çıktı kötü mü, nasıl cıktı diye meraklarla 24ü tamamlamaya çalışmayı, filmi banyoya verip iki gün beklemeyi, fotograflara "elimde tutarak" bakmayı, albümler yapmayı ve böyle birsürü falanları filanları çıldırasıya özlüyorum. Ölmüş birini özler gibi, pek çaresiz...
Hey sen, pabucuyarım! Çık dışarıya oynayalım! Mı?

11 yorum:

mekih ali dogan dedi ki...

sayin shamamciyan ekibi,
sahsen ben kendim yazilarinizin hastasiyim. Fakat sizden bir ricam olacak. lutfen bu konuyu gunluk hale getirinki daha cok faydalanalim.
tesekkurler efendim, saygilar..

kamil abidoglu dedi ki...

gercekten hayretler icindeim..
muthis bi yazi..

kerem mukerrem dedi ki...

yav super olmus.. hakkaten ne cok ozledigimiz sey varmis.. tebrikler :D

ali ceberrut diyarov dedi ki...

hoca bravo 10 numara bi yazi

dilara dedi ki...

fotograf konusu disinda tamamen katiliyorum (dijital foto olayi bence olayi cok daha zevkli hale getirdi) ;)

Şeyda Öztürk dedi ki...

Modifiye etmek yerine "seklen degistirmek" ifadesini kullanabiliriz. Ayrica merak ettim "24ü tamamlamaya çalışmayı" derken dizi olarak 24u mu kastettiniz?

Miranda Müşerref Taylor dedi ki...

ya harika bi yazı..

Adsız dedi ki...

Celine'ciğim, hayırlısı! stuart

rexter dedi ki...

şimdi yazıyı beğendim iyi hoş da
bu hoşluğa limon sıkan,
yorumculardan şeyda öztürkün
az akıllı çok bilmiş yorumuna da
bu ne cürret demeden edemiyorum.
bu şey daa dostumuz, ne trajik ki 24ü tamamlamak gibi harika bir "günü bitirme"ye alternatif ifadeyi algılayamayacak noktada olmasına rağmen ingilizce menşeili kelimeye türkçesini öneren "bence o kelimeyi kullanma bunu kullan, benim önerdiğim daha iyi" tavrını sergileyebiliyor.
ne gerek var yahu
ve de
bu ne cürret öz türk, bu ne cürret.
ehm.

shamamciyan dedi ki...

olur öyle rexter. cürretlere takılmıyorum :)

Adsız dedi ki...

Şeyda kardeş kafa bulmuş sanırım. Eğer ciddiyse incelenmeye değer bir insan.
Şu iletişebilme meselesine gelince, bu konu hakkında herkesin diyecek bir şeyleri var... Diyecek bir şeyleri olmayanlar virüse hiç bulaşmamış zaten.
Adsız