<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-3005285283370326129</id><updated>2012-01-15T07:40:13.353+02:00</updated><category term='zaman'/><category term='pc'/><category term='anne'/><category term='kaşıntı'/><category term='düşman'/><category term='çocuklar anahtar paspasın altında'/><category term='muayene'/><category term='sarı'/><category term='özür dilemek'/><category term='ekolojik'/><category term=':)'/><category term='dikkat otomatik kapı çarpar'/><category term='istanbul trafiği'/><category term='kariyer istemiyorum'/><category term='belediye otobüsü'/><category term='eski bilgisayar'/><category term='limonata limon arkadaşlar yaz buz bahçe huzur'/><category term='sahtekar'/><category term='rezidans'/><category term='muavin'/><category term='sinerji'/><category term='doktor'/><category term='türkçe'/><category term='mutlu'/><category term='spot'/><category term='konsept'/><category term='orta kapı'/><category term='apartman'/><category term='parfüm'/><category term='yönetici'/><category term='hayaller'/><category term='otobüs'/><category term='global'/><category term='kıskançlık'/><category term='teyze'/><category term='jenerasyon'/><category term='cennetin anahtarı'/><category term='bahçe'/><category term='butik'/><category term='bakkal'/><category term='trend'/><category term='hayat çok güzel farkında mısınız?'/><category term='erkek'/><category term='taksimetre'/><category term='delirdim'/><category term='bulut'/><category term='freak show'/><category term='direkt'/><category term='kulak'/><category term='taksici'/><category term='zamanı durdur'/><category term='eyüp sabri tuncer'/><category term='sivrisinek'/><category term='zor zenaat'/><category term='boya'/><category term='kolonya'/><category term='ev alma komşu al'/><category term='kulaklık'/><category term='özür'/><category term='çivit'/><category term='hain'/><category term='canımdan bezdirdiler'/><category term='ekstrem'/><category term='başladığın yerden devam et'/><category term='vicdan'/><category term='taksi'/><category term='kulaklıkla müzik dinlemek'/><category term='dial-up'/><category term='kaynana'/><category term='elden gidiyor'/><category term='yaşlı'/><category term='komşu'/><category term='analar ve oğulları'/><category term='gece'/><category term='internet'/><category term='apartman sakinleri'/><category term='cevap anahtarı'/><category term='uyduruk'/><category term='dağ'/><category term='mavi'/><category term='tarz'/><category term='yaş'/><category term='kadın'/><category term='siyah'/><category term='istanbul'/><category term='bilgisayar'/><category term='organik'/><category term='gökyüzü'/><category term='keyfekeder'/><category term='anahtar'/><category term='erkek annesi'/><category term='3 renk 3 kedi'/><category term='cool'/><category term='teknoloji'/><category term='göz'/><category term='bayılmak'/><category term='bir yazında yüz kere bilgisayar demek'/><category term='mod'/><category term='ada'/><category term='sendrom'/><category term='enerjik'/><category term='veresiye defteri'/><title type='text'>shamamciyan</title><subtitle type='html'>tebdili mekan</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://shamamciyan.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://shamamciyan.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>shamamciyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18316173700908608416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SxPFdy29GpI/AAAAAAAAAJw/w4A4ZlsYWl0/S220/sacmasapan+kare.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>23</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3005285283370326129.post-5235802260434686183</id><published>2009-10-07T18:01:00.010+03:00</published><updated>2009-10-12T15:11:25.715+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cevap anahtarı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çocuklar anahtar paspasın altında'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dikkat otomatik kapı çarpar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='anahtar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cennetin anahtarı'/><title type='text'>anahtar paspasın altında</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/StMUoKiCsFI/AAAAAAAAAJY/kf3UkEqJZyM/s1600-h/86271169.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 266px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/StMUoKiCsFI/AAAAAAAAAJY/kf3UkEqJZyM/s400/86271169.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5391675859147075666" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;yolda yürüdüğün herhangi bir günü hayal et. kafanda binbir düşünce veya bomboş bir zihinle kafan eğik ilerlerken, yerde bir anahtar gördüğünü düşün. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;heyecanlanmaz mısın allahaşkına?&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bir ben miyim acaba, orda burda anahtar görünce, bulunca sevinen. öyle "yaşanmışlıklar" gibi iç bayan romantik zırvalarından değil ama beni sevindiren yani. "bu anahtar kim bilir hangi kapıları açtı"yı da sonradan düşündükçe söylüyorum kendi kendime. ama o ilk görüş anı, aman allah bir sevinç bir hezeyan. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ne oluyorsun arkadaşım. ne bu coşku bu galeyan, zıpçık gibi atlamalar. ne diye aldın eline o manasız anahtarı. hep kapalı duran, sürekli farklı anahtarları denediğin, prensin elde ayakkabı uyan ayağı aradığı gibi kapalı durup uyan anahtarını aradığın bir kapın mı var?!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;annemin lüzumsuz şeyleri gördüğü an imha etme yetisi ve gerçek, bildiğim kapıları açan anahtarlarımla karışma ihtimali olmasa, basbayağı saklayacağım o bulduğum anahtaları şaka diil. niye diye dersen cevabım hala yok. ve acaba kim benim kadar da sık rastlıyor orda burda terkedilmiş anahtarlara onu da kestiremiyorum. ama rastlamasan da kilidi değişen anahtarların eskilerini atmak gelmiyor içimden çünkü onlar da artık birer sahipsiz, nereyi açtığı ve ne idiğü belirsiz anahtar kategorisine giriveriyor. ama görünen o ki herkes benim gibi değil gayet rahat atıveriyorlar eski anahtarlarını ve nedense o atılanların çoğunu da sanki orda burda bir ben buluveriyorum. zira belki de sen okurken şu anda dediklerimi ispatlarcasına her bir satırda "ne anahtarı ne bulması ne atması yahuuu?" diye her satırda daha bir  uzaklaşmaktasın mevzudan. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ne kadar analojik bir mevzu aslında. her anahtar bir kapıyı açmıştır veya açacaktır. her anahtarın illa ki ait olduğu bir kapı vardır. (vay vay vay vay, al sana evde kalmış romantik kadın romancısı konusu, hepimiz için doğru kişi biryerlerde var ve biz o doğru kişiyi bir gün mutlaka bulacağız falan filan) bir de kaplerin anahtarları var başkasına verilen ve sadece bir kalbe uyan. (aynı kadının, aynı seriden ikinci romanının konusu) o bir yıl boyunca heder olduğun, 17-18 yaşını uğruna ziyan ettiğin ÖSS'nin bile cevapları için bir anahtarı var. ve bu dünyada da bitmiyor anahtarla derdin, yaptığın iyilikler yetse bile cennetin bile bir kapısı var(sa eğer) ve tabiki o kapının da bir anahtarı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 289px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/StMcRMpv-iI/AAAAAAAAAJo/BMGMPTBwRlI/s400/90097480.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5391684260672305698" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;evde yeni bir anahtarım var yine, hiçbir kapıya hizmet etmeyen. sevgilinin kalbinin anahtarı kisvesi altında verdiği evinin anahtarı elde, evin sokak kapısına gelip gördük ki, çok sevgili bir komşusu anahtarını sokup yarısını içerde bırakma marifetini göstermiş. yönetim duruma el koyarak kilidi toptan değiştirince elimde yeniden hükmünü yitirmiş sahipsiz bir anahtar doğdu. ve tabii ki yeni bir süreç başladı. artık hiçbir kapıyı açamayacak olan o anahtarı anahtarlıktan çıkartıp elime aldım. çöpün yanından geçtim, atmadım. taksiye bindim anahtar elimde yüzümde manasız sevincimin gülümsemesi. anahtarı koltuğun üzerine bırakıp, birinin bulup sevinişine terkedecektim ki, öyle koltukta duran bir anahtar görünce kendi bulduğum anlaraklıma geldi, çok heyecanlandım, yapamadım. ve sanki kendim bulmuşum gibi o koltuktan alıp, üstüne biraz daha sevinip attım cebime. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ben hep bu anahtarların bir kapıyı açacağını düşündüm veya hangi kapıyı açtıklarını bulabileceğimi. bir şeyi sürekli yapan ve neden yaptığını bir türlü kestiremeyen bir insanın başına bir gün öyle bir şey gelir ki o sürekli yaptığı şeyi yaparak başına iyi bir şey gelir ya hani. (hahah hadi bir daha oku hadi) hani biz de kader deriz buna. acaba diyorum bir gün bir kapı karşıma çıkacak ve ben bu garip anahtarlarımdan biriyle mi açabileceğim o kapıyı ve içerde beni bir şey bekliyor olacak mesela.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ha olur da ben diil de sen öyle bir kapıya denk gelirsen, ki kimbilir içerde neler kimler vardır, ve anahtarı yoksa sende, üzülme, panikleme. gel beni bul, bendedir kesin o anahtar. :) &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3005285283370326129-5235802260434686183?l=shamamciyan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://shamamciyan.blogspot.com/feeds/5235802260434686183/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3005285283370326129&amp;postID=5235802260434686183&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/5235802260434686183'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/5235802260434686183'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://shamamciyan.blogspot.com/2009/10/anahtar-paspasn-altnda.html' title='anahtar paspasın altında'/><author><name>shamamciyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18316173700908608416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SxPFdy29GpI/AAAAAAAAAJw/w4A4ZlsYWl0/S220/sacmasapan+kare.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/StMUoKiCsFI/AAAAAAAAAJY/kf3UkEqJZyM/s72-c/86271169.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3005285283370326129.post-6496389402032030234</id><published>2009-07-24T16:32:00.042+03:00</published><updated>2009-08-07T15:59:16.391+03:00</updated><title type='text'>a tribute to alfred</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SnrHCf9Yl6I/AAAAAAAAAIQ/4B1fKOZ5AzM/s1600-h/portraits-alfred-hitchcock.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; FLOAT: left; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5366820751717996450" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SnrHCf9Yl6I/AAAAAAAAAIQ/4B1fKOZ5AzM/s400/portraits-alfred-hitchcock.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; kara canlıları olarak biz hayatımıza kendi halimizde devam ederken suyun altında ve başımızın üstünde bambaşka dünyalar da türlerine münhasır hayatlarına tıpkı bizim gibi devam ediyorlar yüzyıllardır. şu an mevzubahis edeceğim ıslak olanlar değil, başımızın üstündeki başka dünyalar. ama onlar tabii ki "selam dünyalı, biz dostuz" diyenler de değil, ki o konuya girsem çıkamam bu çok kesin, daha ziyade "ciiyyp", "gaarrk" ve "guuk" diyenler, yazının konusunu teşkil ediyorlar. kuşlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;varolmuş türlerden birçoğuna bir şekilde sevgi veya nefret duymuş (ve kişisel tarihi boyunca duyacak) olan ben uçangiller için de "bunu severim koy bu tarafa, bunu sevmem at uzağa" şeklimde kafamın içinde çeşitli kategorizasyonlara (huh), dosyalama yöntemlerine gitmiş ve tahminlerinizi belki de biraz yanıltabilecek sonuçlarla dönmüşümdür hep o gidişten.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;komikten de komik bir suratla, gamsız hallerle, acaip gözleriyle, exorcist'sel kafa hareketleri ve tok sesleri ile baykuşlar, mümkün olsa Harry gibi kolumda gezdirme isteği uyandırıyor bende mesela. bazen benden daha akıllı olduklarından şüphelendiğim, birkaç yüzyıl yaşayan ve keşke dile gelse neler anlatır dediğim, karizma bombası ve dedemin deyimiyle Amdülhamit'i bile görmüş olan kargaları da, saçımla kamufle olmuş bir şekilde kafamın üstünde taşıyabilirim çok uzun sürelerce. sanırım genel olarak kuşlara aksesuar gözüyle bakıyorum. kendi yazdıklarıma bakınca bana bile öyle gibi göründü en azından. &lt;/div&gt;&lt;p&gt;şimdi bu değerlendirmelerin hiçbiyerine koymadığım bir tür daha var: şehir güvercinleri. yani beyaz, barış kardeşlik için havaya attıklarımız, yok efendim paçası fırfırlı fashion show'dan fırlayanlar veya düğünlerde baş başa verip yüzükleri taşıyan aşk güvercinleri değil söylediğim. basbayağı gri tonlarında giymeyi seven gurk gurk'cu ayakaltı güvercinlerinden bahsediyorum. estetik olarak çok da fena olmayan hatta birçok kez resimlerini çizdiğim bu türün huyları için aynı şeyi söyleyemeyeceğim sanırım.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;çocukluğumda her çocuk gibi onların içine dalışım, her çocuğun dalışı gibi sonuçlanmamış; onlara yem vereceğim derken ayağımı burkmuş, annemin beni uzun bir yol boyunca kucağında taşımasına sebep olmuş, vicdan azabıyla ilk kez o zaman tanışmıştım ve hiç de sevmemiştim. güvercinlerle, girişteki bu antipatik tanışma faslının gelişme ve sonuçta da pek hazzedilmeyen durumlara yolaçması kaçınılmazdı zaten. çünkü ne derler bilirsiniz: ilk izlenim çok önemlidir.&lt;/p&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SnrHQZyFmZI/AAAAAAAAAIY/WbvRg_CzWLw/s1600-h/913658.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 400px; FLOAT: right; HEIGHT: 266px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5366820990578170258" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SnrHQZyFmZI/AAAAAAAAAIY/WbvRg_CzWLw/s400/913658.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;p&gt;istediği yere uçabilecek, kendi bakış açısıyla kuşbakışı bize karıncalarmışızcasına bakabilecek, ağaç tepelerinde püfür püfür keyiflerine bakabilecekken, belki de dünyanın en kalender türü olarak değerlendirebileceğimiz güvercinler nedendir bilinmez şehir hayatına adapte olmayı seçip, gökte değil yerlerde gezmeyi tercih ederler. ve onlara zarar vermeyeceğimizden nasıl emin olmuşlarsa artık genlerine işleyen bu gönül rahatlığıyla da üzerlerine basmamıza ramak kalmasına rağmen sırtında duran o iki kanadı kullanmaktansa refleksimsi bir hareketle anca 3 santim öteye zıplayıverirler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;genelde böyle zararsız ayakaltı davranan bu kuşlar bizim garip apartmanımıza (previously on blog) ayak uydurduklarından olsa gerek sınırlarımız içinde gayet ürkünç davranmaya karar vermişler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;tüm gününü, aydınlığa bakan camlarımızda, ki bunlardan dört tane var, aniden belirerek bizi ürkütmeye ayıran apartman sakinleri (artık ne kadar sakinler pek de emin değilim gerçi), banyo yaparken buzlu banyo camının arkasında elinde bıçakla banyo perdesinde beliren katilden ilham alarak aniden belirerek camı gagalar ve ani kara belirişine, garip bir de ses ekler. şans (?) eseri kafan şampuanlı ve gözlerin kapalıysa ani kalp sarsıntıları yaşar, banyoda başına birşey gelirse çıplak halini görmesi olası kişileri aklına getirir, o sıralar vucudundan memnunsan huzurla banyona devam eder değilsen rejim ve spor aktivitelerine kafa yormaya başlar camın dışındaki sinsiyi unutuverirsin. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;mutfakta, sessizliğin tam ortasında, bir dilim ekmeğin üzerine nutellayı eşit oranda, taşırmadan ve parmaklarına bulaştırmadan sürmek için ciddi eforlar sarfederken, bu ritüelin içinde yoğun konsantrasyonla kaybolmuşken bu sefer mutfak camında belirir ve ani bir guuuuurrguuguguurrrrk la yine bir reflekse sebebiyet vererek sürdüğün nutellanın ekmekten kopup koluna kadar sürülmesini sağlar. ve eminim sonra da hin hin, guguruk guguruk güler camın dışından.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;sabah uyku sersemi, giysi dolabının kapısını açıp, muhtelif kombinasyonlara bakıp bugün ne giysem diye düşünürken, yan pencereden bakıp iyice düşüncelere dalmanı bekleyen hain kanatlı, düşüncelerinin en derin olduğu an pencerenin üstündeki demir tenteye adeta "zıplar" ve güne bir gonk sesiyle başlamanı sağlar. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;evimizin kapısının karşısında bir kapı daha var. yüzyüze bakıyorlar giriş kapısıyla. bu kapı mini depo gibi, kombinin durduğu, kilerin havalısı gibi bir ortam. ve bu kapıyı tavana bağlayan duvarda da minik dikdörtgen bir delik var. paspasımızın üzerine bıraktıkları yumurtalardan, giriş çıkış trafiği sebebiyle randıman alamayacaklarını çok şükür ki 4 senede öğrenen cam önü güvercinlerimiz çiftleşme akabinde bu kapının dikdörtgeninde kendilerini bulmaya ve evimize girip çıkarken kafamızdan maksimum 3 santimetre boşluk bırakarak ve mümkünse saçlarımızı havalandırarak pike yapmaya başladılar. o miniminnacık dirtdörtgenin içinde, gelecek yeni nesillere nasıl bir yuva hazırladıklarından bihaberdim ta ki baş ağrımı dindirmek için ilaç almak üzere o kilerin kapısını açana ve tepemize doldurdukları yuva malzemeleri ayaklarıma dökülene kadar. yüzdesel olarak büyük oranda kemiklerden oluşan, ki tertemiz bembeyaz o kemikleri hangi lanet yerden nasıl öyle tertemiz bulabildikleri de pek düşünmek istemediğim bir konu, yuva malzemeleri bir mühendisin yüksek takdirini kazanırdı. zira o kadar kemik, kolon ve kiriş olarak kullanılmaktan başka ne işe yarar o da bir başka bilinmezlik ve korku öğesi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;paparpaparparparpar kanat sesleriyle boğuşmalı geçen çiftleşme seansları, çıkır çıkır tırnak sesleri, gugugurrrr'lu burburibbbbbbbbuburrrk'lu sohbetler, tık tık tık tık gaga sesi, gonk sesi... adeta sonu gelmeyen bir senfoni.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;şimdi seni çok iyi anlıyorum Alfred... &lt;/p&gt;&lt;p&gt;umarım orada melek de olsa eros da olsa pegasus da olsa, kanatlılardan uzakta huzurlusundur...&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3005285283370326129-6496389402032030234?l=shamamciyan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://shamamciyan.blogspot.com/feeds/6496389402032030234/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3005285283370326129&amp;postID=6496389402032030234&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/6496389402032030234'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/6496389402032030234'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://shamamciyan.blogspot.com/2009/07/tribute-to-alfred.html' title='a tribute to alfred'/><author><name>shamamciyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18316173700908608416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SxPFdy29GpI/AAAAAAAAAJw/w4A4ZlsYWl0/S220/sacmasapan+kare.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SnrHCf9Yl6I/AAAAAAAAAIQ/4B1fKOZ5AzM/s72-c/portraits-alfred-hitchcock.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3005285283370326129.post-6520488328304622452</id><published>2009-05-11T11:05:00.018+03:00</published><updated>2009-05-11T17:32:46.610+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kariyer istemiyorum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='veresiye defteri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bakkal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayat çok güzel farkında mısınız?'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='3 renk 3 kedi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayaller'/><title type='text'>veresiye defteri</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/Sggwtxxf7pI/AAAAAAAAAII/k7Pyo0XWOFw/s1600-h/3194325451_cfa608d757_o.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5334567321633549970" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 447px; CURSOR: hand; HEIGHT: 293px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/Sggwtxxf7pI/AAAAAAAAAII/k7Pyo0XWOFw/s400/3194325451_cfa608d757_o.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;bir bakkal. alışılmışın dışında içerde beyaz değil sarı sıcak ışık. hatta ışıklar biraz alçakta. ve hatta kasanın yanında da bir sıcak ışıklı masa lambası. beyaza boyanmış tahta raflar. hasır sepetlere dizilmiş beyaz, kepekli ve zeytinli ekmekler. ince hasırdan çuvallar bir köşede, içlerinde un, pirinç, fasülye. bölmelere göre gruplanmış ürünler, önlerindeki metal kıskaca kıstırlmış mini bir pankart gibi havada duran tatlı bir fontla yazılmış fiyatları. beyaza boyanmış tahta raflara uyum sağlan beyaz tahta rulolardan çizgilerin üzerine asılmış günlük gazeteler, yanındaki raflarda duran dergiler. tahta bir kovaya samanlarıyla birlikte dizilmiş bembeyaz yumurtalar. tahta çukur kaplara doldurulmuş rengarenk sakızlar. cam kavanozlarda duran gökkuşağı şekerler. eski usül bol keseden dağıtmaya yarayan yuvarlak kocaman kadranlı bir tartı. kocaman çevirmeli tuşları olan eski bir beyaz telefon. sayfaları eskimiş, üzeri telefon konuşmalarının anılarıyla dolu bir defter. kapının önüne asılmış sadece beyaz toplar. üzerinde askılar olan beyaz tahtadan raflara asılmış rengarenk cipsler. yazın güneşten koruyan kışın üstü karla dolan kırmızı tente. camın üzerine beyaz boyayla eski usül yazılmış dükkanın adı. kapının önünde gezen bir beyaz, bir gri ve bir siyah, 3 tatlı kedi. bir yere veya oraya ait olmasa da -miş gibi duran, gözü degradelere sürükleyerek gezinen. üstü hasır küçük bir tabure kapının önünde...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ve üzerinde ben, elimde açık bir çay, üzerimde kot ve beyaz tişörtüm, nescafe rengi önlüğümle kahverengi kemerim, parmakarası terliklerim ve atkuyruklu saçlarım.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bakkalıma hoşgeldiniz...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;kariyer filan hepsi hikaye işte. oturduğumuz o sıkıcı yerlerde tek özendiğimiz şey esnaf olmak. gözümüz ekranda, beynimiz çıkış saatinde kalbimiz çok uzaklarda hep uzaklarda. sade, bizi yomrayacak hayatları hayallerimize hapsettik beyin beden yorgunluklarının içinde aynı günleri yaşamaya devam ediyoruz. hayllere ulaşmak için yaptığımız hiçbişey yokken yapmadıklarımız içinse sürekli üzülüp, söylenip dert yanıyoruz. ve hayat geçiyor. ve kariyer biryere gitmiyor. bari gitmiyor esnaf olayım diyorsun bazen içten içe benim gibi tıpkı benim marketlere inat hayalini kurduğum o bakkal dükkanı gibi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;kapısında oturup açık çayımı içerken o üç renkli kedinin degradeleriyle bana oynadıkları oyuna gülüp hayatı bir kez daha küçük detaylarından dolayı seveyim. güneş kapıma vuruyor diye kırmızı tentemi indireyim ama taburemi bir adım ileri çekip D vitaminini tenimden içeri buyur edeyim. sağımdaki solumdaki mutlu esnafla tatlı tatlı selamlaşıp öğlen laf atışlarla birbirimize sataşalım ve bir tanesi gelip fazladan koyduğum tabureye oturup benle ahh gençler temalı konuşmalar yapsın. kapıya oturduğumda okuduğum ve taburenin üzerine bıraktığım kitaplara, geçerken dinlenmek için o tabureye oturan amcanın teki göz atsın tatlı tatlı gülümseyip dışarıdan içeriye benim duyacağım yorumlar yapsın, meğer o kitabı okumuş olsun ve kitabın üzerine tatlı bir sohbet tutturalım, saat 5te önceki gün yaptığım kekten, kurabiyelerden esnaf arkadaşlarıma ve hatta gelen müşterilerime ikram edeyim. bisikletimle veya scooterımla gelip gideyim ve hatta gerektiğinde sepetime malzemeleri doldurup servise çıkayım. üst kattaki kariyer hanım o gün çocuğu bırakacak kimseyi bulamayıp mutsuzluktan çatlamak üzereyken aklına ben geleyim. minik yaramaz ve dünya akıllısı oğlu o günü benimle rengarenk bakkalımda geçirsin ve ben ona minik çırak olmayı öğreteyim. bakkal üzerinden hayatla ilgili anılar ve bilgiler öğrensin, öğlen annesini arayıp içini rahatlatalım bu arada da ona öğrendiklerinden bir tanesini yerli yersiz söyleyip hepimizi güldürsün. en üst katlarda oturan teyze bakkala kadar inemesin sepeti kapımın önüne denk gelecek şekilde sarkıtsın. kafamı çıkardığımda benden un istesin. ben de poğaça yapacaksa onu daha güzel yapan undan vereyim. yaptığı poğaçalardan bana da sepetle indirsin. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;aslında ben herşeyi bir anda, olduğu gibi, olduğu yerde bırakıp uzun bir tatile çıkmak, üzerime dolan yükleri, word'leri, excel'leri, windows'ları, www'ları, brief'leri, saygılarımla'ları, mail'leri, protokolleri, ofisleri, A4'leri, sunumları denize döküp, koşarak geri gelip kurtulduklarıma sevinip, tabureme oturup yan dükkandaki arkadaşıma laf atmak istiyorum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;çok mu istedim, çok mu zor? olmamalı...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;veresiye bu hayaller. yaz kenarı kıvrık yıpranmış kalın veresiye defterine sen şimdilik, sonra birgün mutlaka, illaki, elbet görürüz hesabını...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;:)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3005285283370326129-6520488328304622452?l=shamamciyan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://shamamciyan.blogspot.com/feeds/6520488328304622452/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3005285283370326129&amp;postID=6520488328304622452&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/6520488328304622452'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/6520488328304622452'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://shamamciyan.blogspot.com/2009/05/veresiye-defteri.html' title='veresiye defteri'/><author><name>shamamciyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18316173700908608416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SxPFdy29GpI/AAAAAAAAAJw/w4A4ZlsYWl0/S220/sacmasapan+kare.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/Sggwtxxf7pI/AAAAAAAAAII/k7Pyo0XWOFw/s72-c/3194325451_cfa608d757_o.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3005285283370326129.post-3169903956653430165</id><published>2009-05-06T11:16:00.027+03:00</published><updated>2009-05-07T15:21:05.060+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dial-up'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bir yazında yüz kere bilgisayar demek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pc'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='eski bilgisayar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bilgisayar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='internet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='teknoloji'/><title type='text'></title><content type='html'>alelade bir yaz günü, pijamalar çoktan giyilmiş ailece uyuma safhalarındayız. tarihin yaşımı 12 civarında gösterdiği zamanlar. normalde 2 çocuklu bir aile için tasarlanmış yazlık evde 8 hatta dönemine göre 9-10 kişi kalıyoruz. bu sebeptendir ki ebeveyn odası olarak yaratılan odada ebeveynlerime bonus olarak ben de kalıyorum. okulun açılmasına az zaman var. uyumadan önce anne babayı bir arada bulan ben bahsi geçen günlere damgasını vuran majör dileğimi dile getiriyorum. bir bilgisayar. annemin, nasıl birşey istediğime ve fiyatının ne olduğuna dair bilinçli sorusu, babamın istediğim özellik ve parçalardan toplama bilgisayar yaptırabileceği bir arkadaşının varlığıyla şekillenirken içimdeki tipik ergen dile geliyor ve başlıyor bir bilgisayara dair istediği özellikleri saymaya. toplam sayısı 4ü geçemeyecek, bilgiden ve farkındalıktan yoksun bu özellik sıralamasının son durağında ağzımdan belli belirsiz bir laf çıktı: CDrom&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o sıralar bir bilgisayar için en havalı yenilikti ve adı bir anda duyulur olmuştu CDromun. sorsan nedir diye, ki annem lafımın hemen üstüne sormuştu da, manalı bir cevap alamazdın benden. çünkü biliyordum, kim bilir nerelerden duymuş da öğrenmiştim, yeni ve güzel hatta gerekli birşey olduğunu ama bir mit gibi tam da bilmiyordum neci olduğunu, ne işe hizmet ettiğini. ama olmalıydı işte. moda gibi, gençler arasında popüler olan bir nesne gibiydi CDrom. teknolojik bir yenilikti belli ki ve bir bilgisayar parçasıydı nihayetinde ama bir bilgisayarım olacaksa CDrom'lu olsundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve olmuştu da. kendisiyle ne yapılacağını bilmediğim ama havasından da geçilmeyen CDromum, bilgisayarıma bir güzel ilişmiş ve kendisine vereceğim eşsiz görevleri bekliyordu, hiç gelmeyeceğini sanarak umutsuzca. çünkü ne ona okuması üzere görev adledeceğim bir CD'm ne de neden bir CD'ye ihtiyaç duyacağımla ilgili herhangi bir bilgim vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;derken işgüzar bir dergi günün birinde bir aslan belgeseli VCD'si verdi ve tabi olaylar gelişti. en yakın arkadaşımla okuldan çıkıp dosdoğru eve bilgisayar başına, tek ve yegane hedefe odaklanarak kurulduk. elimizde bir CD ve onu çalıştırmayı görev edindiğini vadeden bir de CDrom vardı. yapmamız gereken çok fazla şey olmamalıydı diye büyük umutlarla CDyi olması gereken yere, CDromun içine koyduk ve beklemeye başladık. çok da uzun sürmedi karşımızda duranın komutsuz hiçbir görevini yerine getirmeyeceğini anlamamız. ama ona, bize aslanları göster komutunu nasıl vermeliydik acaba. okulun en bilgisayar kurdu, ki bildikleri aslında çok da iç açıcı şeyler değildi bizden ve sadece yarım adım ötedeydi, aranmalıydı. özenle bu saçma amaç uğruna ev telefonlarında uzun süren konuşmalar, art arda yüzlerce kere aramalar, tükenen umutlar ve belki de bilgisayar başında harcanan uzun saatlerin sonunda, kim bilir ne yapmıştık da ekranda o melün aslanlar belirivermişti ve bilgisayara karşı aciz anılarımı paylaştığım, bilgisayarı en saf haliyle ve en saf halimizle keşfedişimin yoldaşı, sonradan bilgisayar programcılığının üzerine bilgisayar öğretmenliği okuyan ve bugünün bilgisayar öğretmeni arkadaşımla bugünün bilgisayar kurdu ben; bir daha bir bilgisayar yüzünden asla yaşayamayacağımız bir mutlulukla birbirimize sarılıp basbayağı sevinçten ağlamıştık (!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SgLQRpXenwI/AAAAAAAAAH4/mEiooxLTGzI/s1600-h/42-15368223.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5333053910340771586" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 275px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SgLQRpXenwI/AAAAAAAAAH4/mEiooxLTGzI/s400/42-15368223.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;ilk bilgisayar anıları tabi bu bol sevinç gözyaşılı dönemde başlamıyor. kendi ilk kalantor, kallavi boyuttaki o hantal ve tabii ki CDrom'lu masaüstü bilgisayarımı edinene kadar bilgisayarlarla aramızda geçen münasebetlerin ilki, ilkokul yıllarına denk geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bilgisayar demeye bin şahiti ısrarla isteyen o aletlerin başına geçip, ders namına öğrendiklerimiz, sanma ki şimdinin windowsu wordü öğrenen çocuklarınki gibi komplikeydi. Önümüzde simsiyah bir dos ekranı, tek hedefleri olan, ekrana diktörtgen bir renk atayıp ona başka bir renkte çerçeve atayarak yanıp söner gibi renk değiştirmelerini sağlamak olan bir sürü çocuk, oturup bir saat boyunca bol noktalı bol taksimli ve bol C harfli hallerle kod yazıyor, ve yanıp sönen çerçeveli ekrana bakıyor ve bir bilgisayar mühendisinin dev yazılımının evlerde kullanılışının gururuna sevincine denk anlar yaşıyorduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;prince şimdilerde play station'larda olduğu gibi alevli malevli, yanar dönerli, mısırın best modeli değil, koşarken aniden duramayan ileri geri savrulan pikselli sersemin tekiydi ve o tıfıl haliyle bizi okul sonrası ev tembelliklerimizde susam sokağı kadar olmasa da, saatlerce oyalamayı başarırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi usb sticklerin MB'larıyla yetinemezken o zamanlar bir disketin miniminnacık sığasına dünyaları sığdırır, ordan oraya taşırdık. dial-up'ın cızırtılı, adını okurken bile senin de kulağında yankılandığına emin olduğum o cazır cuzur bağlantı sesiyle dakikalar geçirir, sabırla internete, adeta CIA'in gizli dosyalarına girmeye çalışırcasına efor sarfederek girerdik. telefonu meşgul eden internetimiz annenin şikayet engeline takılır da, uzun uzun telefon konuşmalarını beklerdik tekrar cızırtılarla kaldığımız yere geri dönebilmek için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve olur da bir yerlerden bir fotograftıysa görmek istediğimiz, bugün olduğu gibi göz açıp kapama süresinde açılan sayfalarca fotograflarda olduğu gibi değil değil, dakikalarca satır satır dolardı ekranımıza sabrımızı sınarcasına. ve eğer o günlerde günün modası facebook varolsaydı, sınıf arkadaşının fotografını görmeyi beklerken mezun bile olabilir, sana ayarlanacak kişinin fotografını görmeyi beklerken evde kalabilirdin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eski bilgisayarımı artık görüşemediğim, çok uzak biyere taşınan ve nedense çok hızlı bir şekilde yaşlanmış eski bir arkadaşımmışçasına anıyorum. bugün klavyesine dokunup ekranına baktığım, atalarından bin gömlek üstün bu bilgisayarımı da, beni deli gibi korkutan hızdaki teknoloji sayesinde bir gün aynı anılar silsilesi ile hafızamın özlenecekler dosyasına atacağımı biliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gözlerini diktiğin, karşında duranın, sana görmek istediklerini hiç kaprissiz kayda değer hızda gösterenin değerini bil. ara sıra çıkardığı sorunlara, garip sorulara, apansız kapanışlarına, yanıt vermeyişlere, komik türkçesine, hata ekranlarına ok canım, canın sağolsun de geç, gün gelecek havaya açılan ışıklı ekranlarda aklından geçenleri aklından geçiş hızıyla görüntülerken, sen de onu özleyecek, eksikliklerini affedip nostaljiyle yadedeceksin benim gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;eski bilgisayarlarımız geçersiz işlemler yürüttüler ve toptan kapatıldılar. bu sorunlar tekrar etmeye devam ederse satıcınızla görüşün. zira tarih tekerrürden ibarettir... şimdi, (teknolojik) değişiklikleri (hafızanıza) kaydetmek istiyor musunuz?&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3005285283370326129-3169903956653430165?l=shamamciyan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://shamamciyan.blogspot.com/feeds/3169903956653430165/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3005285283370326129&amp;postID=3169903956653430165&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/3169903956653430165'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/3169903956653430165'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://shamamciyan.blogspot.com/2009/05/alelade-bir-yaz-gunu-pijamalar-coktan.html' title=''/><author><name>shamamciyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18316173700908608416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SxPFdy29GpI/AAAAAAAAAJw/w4A4ZlsYWl0/S220/sacmasapan+kare.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SgLQRpXenwI/AAAAAAAAAH4/mEiooxLTGzI/s72-c/42-15368223.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3005285283370326129.post-4634061697539760967</id><published>2009-03-23T17:59:00.036+02:00</published><updated>2009-03-27T10:19:25.492+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ev alma komşu al'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='apartman sakinleri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='rezidans'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='komşu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yönetici'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='apartman'/><title type='text'>apartman "boş"luğu</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/ScwHdCENkZI/AAAAAAAAAHQ/p_qi7NbV1_M/s1600-h/772339.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5317633455369851282" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 310px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/ScwHdCENkZI/AAAAAAAAAHQ/p_qi7NbV1_M/s400/772339.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'lucida grande';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;ev alma, komşu al diyor adam. ama sen gel beni dinle, komşu da alma, çok lazımsa sadece ev al mümkünse müstakilinden. ya da illa komşu da alıcam diyorsan bizimkilerden birini almasan senin hayrına olur, zira halihazırda anlatmış olduğum ucubik hikayelerden ve çevremdeki nev-i şahsına münhasır insanlardan pay biçerek anlayabilirsin ki, bizim komşular da gayet lafı edilesi insanlar.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'lucida grande';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'lucida grande';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;orda burda bir sürü siteler, apartmanlar, rezidanslar, içlerinde 20'li 30'lu daireler, dolayısıyla bir o kadar da komşu var. hiç düşünemiyorum öyle bol daire sayılı bir evde yaşadığımı, ve tahmini yaşayacağım saçma sapan olaylar silsilesini. gel gör ki 5 daireli, kendi halinde gibi görünen apartmanımız, konu saçmalıklara gelince 30'lulara kafa tutacak kadar iddalı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'lucida grande';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'lucida grande';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;1 numara:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'lucida grande';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; apartmanın en alt katında, tek başına yaşayan anneanne. genelde kendisinin yüzünün 3 santimlik kısmını, araladığı kapıdan, bir yengeçin kayalıktaki delikten bakışı gibi görür, o 3 santimlik kısımla selamlaşsak mı bilemeyiz. tek başına yaşadığı ve giriş katında yer aldığı için, dış etkenlerden, haklı olarak, korkar. demir kapıyı kendi üzerine kilitler ve apartmandaki her hareketliliğe de dehşet dolu gözlerle, teröristlere bakarcasına bakar. takribi iki senedir kadroda yer alıyor kendisi ama benim onu iki senede toplam gördüğüm sayı da zaten maksimum 10'dur. bu 10 karşılaşmanın ilki tanıştırılma dersek sonraki 9'da da ben tüm dişlerimi göstermeyi hedefleyen dev bir gülüşle ve üstünden şeker parçaları damlayan ses tonumla merhabalaaaaaar, nasılsınızzzzz'lar sundum kendisine. hep, ah canım yavrum sen nasılsın'lar duymayı bekleyerek. ancak her seferinde de, kendimizden böylesine fazlaca yaşlı birinin bize hitap ediş şekliyle pek alakası olmayan, o diplomatik tavırla ve ifadesiz halle, iyiyim siz (?!) nasılsınız cevabını alarak, her seferinde antartik hislerle, soğuktan üşüyerek uzaklaştım yanından. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'lucida grande';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'lucida grande';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;2 numara:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'lucida grande';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; 1 numara ve biz hariç geride kalanların tümü gibi, bu numaranın sakinleri de apartmanın varolduğu günden, ve dolayısıyla 12 sene önce bu apartmana taşındığımızdan beri varlar. hafızasız teyze ve pısırık amca yaşıyor bu dairede de. 12 sene önce taşınış tanışma fasıllarımızda bir güzel tanıştırıldım hafızasız teyzeye. adını hakeder biçimde, selin olan adımı pelin belledi. ne belleyişdiyse artık, aşıkların isimlerini ağaçlara kazıyışları gibi kazıdı hafızasına pelin'i. dünya üzerinde varolduğuna dahi inanamayacağın zorluktaki adını ben bir güzel öğrenirken o pelini bayağı bir sevmiş olacak ki bir türlü vazgeçemedi. ilk 5-6 senemi, her pelin'li cümleyi pelin der demez kesip, "selin, selin!!" diyerek düzelterek harcadım. hepsinde de "amaaaaaan selin, pelin, hehh heh, karıştırıyorum işte idare et" gibi "ne boksa artık" manasına getirdiğim cevaplarla devam etti dialoglarımız.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'lucida grande';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'lucida grande';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;apartman boşluğundan yemek pişirirken şarkı söyleyişi keşke duyulmasa ama duyulan hafızasız teyze genelde şarkılarını aniden keser ve adı üstünde pısırık amcayı azarlayıp bağırmaya başlar. hep biryerlere bir görevlerin yoluna yollar. bunların hepsine kulak şahidi olmamızı sağlayan apartman boşlığunu telefon gibi kullanmayı çok sever ve oradan bir üstünde yer alan diğer teyzeye delicesine haykırır, haykırır, haykırır... tüm bu haykırışların amacı 3 numarayı kahveye çağırmaktır, haykırışlarının dozunun hızla artmasının sebebiyse kahveler halihazırda ocağa konmuştur bile.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'lucida grande';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'lucida grande';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;anahtarını sürekli kapının üzerinde unutur, kapıyı açık unutur. bir tek hırsızları arayıp hadi bekliyorum gelin demesi kalır. bu saçma halleri de hep bana denk gelir. kapıyı çalar, anahtarı verir "ah pelinciiiğiiim çok saol"lu ağır çekim konuşmaları dinler tırmanmaya devam ederim merdivenleri.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'lucida grande';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'lucida grande';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;3 numara:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'lucida grande';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; garip tipler arasında en normal gibi görünebilenleri. amca bey 2 numaranın kuzeni, teyze hanım 4 numaranın eski sevgilisi. entrikalarla dolu apartmanın merkez üssü. anahtarı kapıda unutanlar top ten listesinde ikinci sırayı hak eder. ve niye hep bana denk geldiği bilinmeyen anahtarı alıp, kapıyı çalıp amcabeye teslim ettiğimde de "sen hep böyle anahtarı gördüğünde al e mi?" nasihatını verir. sen unutmasan nasıl olur mesela? ya da bana gereksiz nasihat etmesen. zira bak ben gördüğümde zaten çalıyorum o kapını, anahtarla bi güzel girebileceğim halde. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'lucida grande';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'lucida grande';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;4 numara:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'lucida grande';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; ucube kelimesinin kifayetsiz kaldığı bir yer varsa o alan bizim apartmanın 4 numaralı kapısına denk geliyodur eminim. addams ailesi olarak adlandırdığımız bu dairede apartman yöneticilerimiz olan yaşlı bir çift yaşıyor. görevleri apartmanı yönetmek olduğu halde, diğer apartman sakinleriyle olur da biraraya gelinip oy usulüyle en az kimi seviyoruz testi yapılsa açık ara farkla yarışı tamamlarlar. karikatürlerden fırlamış abartılı yüz hatları, toplu vucutlu büyük garip bakışlı kadın ve buruşuk zapzayıf koca. yaz, kış, ilkbahaar, sonbahar farketmez hep gri, siyah, kahverengi tonlarındadırlar. perdeleri evlerine ilk taşındıkları gün asılmış ve o günden beri, ki kimbilir kaç yıl öncesine denk geliyor bu, oldukları yeri korumuşlar ama renkleri için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. tüm sevdikleri merhum akrabalarını evde sakladıklarına dair şüphe duymamızı sağlayan kesif koku fırsatını buldukça evden çıkmaya çalışır. bu yüzden mahallede bir olay olduğunda bizim gibi onlar da camı açıp bakacağından, kaçıp bizim eve yükselen o ne idüğü belirsiz kokudur hep bize çok sevgili komşularımızın da camda olduğunu haber veren ve bizim dışarda her ne olursa olsun, bakmaktan vazgeçmemizi sağlayan. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'lucida grande';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'lucida grande';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;bir öğretmen kadın ve muhasebeci bir adamın en karanlık birlikteliği olan ikilinin muhasebeci olanının apartman yöneticisi olması sebebiyle 12 yıllık fatura trafiğinin bazı kısımlarında, annem babam tarafından elime tutuşturulan fatura bedelleri addams ailesi ile biçok kez görüşme sebebim. bu görüşmelerdeki, kafamda canlandırdığım fantastik hikayelerle eşleşecek görüntülere eşdeğer görsel arayışlarım ne yazık ki hep nafile, çünkü kapının milimetrik aralanmaları iki bile değil sadece tek bir göz veya en fazla ayakkabılığın üzerinde torbalanmış 30lu sayılara yakın, umarım içi ayakkabı dolu, torbaları görebiliyorum. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'lucida grande';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'lucida grande';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;kalplerinde ömürleri boyu doğmuş olduğu varsayılabilecek yegane sevgi kırıntısını da birbirlerine vererek bitirdiklerini tahmin ettiğim bu çiftin yüzleri, bir de beni görünce gülüyor?! tüm garipliklerine rağmen hepsine uyguladığım cici ve tatlı surat, saygı dolu hal hatır soran halimi onlardan da esirgemediğimden olsa gerek. yoksa beni kendilerine yakın görmediklerini hayal etmek istiyorum.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'lucida grande';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'lucida grande';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;ve her gün tek tek bu numaraların sahiplerinin, pek de sakin olmayan apartman sakinlerinin yanından geçerek en tepeye &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="FONT-WEIGHT: bold"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'lucida grande';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;5 numara&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'lucida grande';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;ya tırmanan çekirdek ailemiz ve ben, her ne kadar şimdi bu kapılardan hangisinden kim hangi maceralarla çıkacak desek de, aslında halimizden çok memnunuz. zira ben şahsen, 5'den pay biçerek çok daireli bir apartmanda yaşayayabileceğim maceraların haddinin hesabını tutamıyorum, niteliğini hayal dahi edemiyorum...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'lucida grande';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'lucida grande';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;velhasıl, bünyeme kim koyduysa bu malzeme ve eğlence bolluğunun kaynağı "tuhaflıklar mıknatısı"nı ona burdan selam olsun, çok alıştım kalsın böyle... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3005285283370326129-4634061697539760967?l=shamamciyan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://shamamciyan.blogspot.com/feeds/4634061697539760967/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3005285283370326129&amp;postID=4634061697539760967&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/4634061697539760967'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/4634061697539760967'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://shamamciyan.blogspot.com/2009/03/apartman-boslugu.html' title='apartman &quot;boş&quot;luğu'/><author><name>shamamciyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18316173700908608416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SxPFdy29GpI/AAAAAAAAAJw/w4A4ZlsYWl0/S220/sacmasapan+kare.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/ScwHdCENkZI/AAAAAAAAAHQ/p_qi7NbV1_M/s72-c/772339.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3005285283370326129.post-5989773060231075293</id><published>2009-03-09T13:33:00.022+02:00</published><updated>2009-03-27T01:11:24.476+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='orta kapı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='muavin'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dikkat otomatik kapı çarpar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='otobüs'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='vicdan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sahtekar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='belediye otobüsü'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bayılmak'/><title type='text'>talihsiz serüvenler serisi / otobüs</title><content type='html'>öyle bir hale gelmek üzere ki bu blog artık, başıma gelen, bi' beni bulacağını tahmin ettiğim sıklıkta maceralar, deliler, olaylar silsilelerini yazar olacağım. yani böyle olsun da istemiyorum ya da şöyle söyleyeyim özel bir çabam da yok ama böyle denk geliyor, beni buluyor ben napayım.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;dinle bak:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;iş-ev yolum öyle saçma bir güzergah üzerinde ki sadece iki şekilde gidebilirim. ya evden çıkıp 12 dakika yürüyerek dolmuşa, ordan iner inmez otobüse binip inince de bir 4 dakika daha yürüyebilirim, ya da evden çıkıp 4 dakika yürüyüp taksiye binip inince de 1 dakika yürüyüp işyerine girebilirim. ki havalar soğuduğundan beri tembelliğe alıştım ve otobüslere pek uğramaz oldum. ta ki geçen gün sabah işim olduğu için işe geç gideceğim, havanın mis gibi pırıl pırıl olduğu güne kadar.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;işim bittiğinde bir taksi yol üzerinde bekliyordu. taksiye doğru yönlenip, tam binecekken orada bekleme süresini tamamlanıp hareketlenen otobüsün tabelasına gözüm ilişti ve kendimi bir anda otobüsün içinde buldum. çok mutluydum çünkü 6 ytl yerinde 1 ytl bilmemkaç kuruşa apaynı yolu gidecektim, otobüs boştu, hava da hayat da güzeldi benim için.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;orta kapıdaki direğe sırtımı dayamış yolu seyrederek gidiyorken havamı bozan tek şey (sonradan niye olduğunu anladığım) bağıra çağıra cep telefonuyla konuşan adamdı. konuştukları dev BLA BLA'lar olarak kulağıma geliyordu ve kulaklıklarımı yanıma almayışıma üzülmem için yeterli desibellerde yayın yapıyordu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;kendimi seslerden arındırmak için bayağı bir çaba sarfettikten sonra, huzur içinde sağı solu ağaçlı tepesi güneşli yolu seyrediyordum ki desibel amca (ki siz bunu ajitasyon bey, teatral abi diye de adlandırabilirsiniz ilerleyen satırlarda) oturduğu yerden koridora doğru anlamsız ve giderek artan, yere yaklaşan bir meyil aldı. napıyor demeye de kalmadan yerle yeksan oldu! &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5311185633790720018" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 214px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SbUfMa5A-BI/AAAAAAAAAGA/d5jgeyLFjEI/s320/00293689.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SbUdud1eTHI/AAAAAAAAAF4/91RjPJQ86VI/s1600-h/00293689.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;ben ayakta, ayaklarımın dibinde adam yatıyorken, çok uzun saniyeler boyunca öylece kalakaldım ne yapacağımı bilmeden. tinerci mi? yok tipi benzemiyor. numara mı yapıyor? yuh amma fesatsın. yardım edeyim mi? ne yapacaksın ki. 112'yi arayayım mı? e otobüs hareket halinde, diye diye kendi kendime monologlar ve çelişkiler yaşayarak, hareketsizliğime kızıyorken, otobüs eşrafı durumu idrak etmeye ve homurdanmaya başladı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;ay adam bayıldı'lar eşliğinde birileri manasızca nabız yoklarken otobüs hala seyir halindeydi, ki fondan yükselen "şöför bey durur musunuz adam bayıldı" çığlıkları üzerine otobüs şöförü bir zahmet, tam da polis karakolunun önünde(!) durdu. elim telefonda ani bir atakla 112'yi aramak üzere beklerken otobüslülerden biri "polise haber verin" diye bağırdı. imdat polis nidasından ziyade, "o da bir memur olmadı polis aracıyla biryerlere götürürler ve en azından polis ne yapılacağını bilir" tonundaki bu çığlık üzerine, ne şöför ne de bön bakışlı şekilli muavini hareketlendi ki bir çığlık daha onları harekete geçirdi ve şöför söylene söylene indi otobüsten.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;bayıl bey; polis karakolu, polis, polis çağırın, haydi polis, şimdi polis, eyo poliiis laflarını duymuş olacak ki dakikalardır yediği tokatlar ve sarsmalardan daha kar etti duydukları ve bir anda ani bir hamleyle uyandı ve anında oturdu?! olay bayağı bir hareket yaratmış, ve hatta bu sebepten otobüs bile durmuş herkesin dikkati de otobüsün tam orta yerindeyken, o ana kadar kendi, aklı nerde olduğu bilinmeyen bir teyze, adam sanki 10 dakika önce değil de o saniye baylmışcasına canlı bir şekilde AAAAAAAAAYYYY diye bağırıverdi arka sıralardan?! suratına dönen anlamsız yüzlerle, aslında çok uzun zaman önce vuku bulan bir olaya gelişmemiş ülkelerdeki internet hızıyla cevap verdiğini de anlayınca susuverdi. otobüsün tüm teyzeleri halaybaşılarıymışcasına ellerinde bir ıslak, bir kuru mendili adama doğru sallamaya, tüm öğrenciler su şişelerini uzatmaya, tüm genç ablalar da ıvır zıvır hop kek top kek türevlerini aynı anda adama uzatmaya başladılar. ve o, süper bir ustalıkla hepsini reddederek son çubuk krakeri geri iterken, tansiyonunuz düştü sanırım diyen kıza "yok yok, çocuğa kafayı taktım ben" diyiverdi buğulu kızarmış gözlerin içindeki boş ve inandırıcılıktan çok uzak kaypak bakışlarla. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;hangi çocuk? niye kafayı taktın? biz seni tanıyor muyuz? derdini biliyor muyuz? gayet, bir aile otobüymüşüz de onun derdine derman olmaya toplaşıp gidiyormuşuz, çocuğu niye kafaya taktığını da hepimiz çok iyi biliyormuşuz hisleriyle kurulan bu cümleyle herkes suratına bir soru işareti kondurup, anlam veremeyip, vermeye çalışmaktan vazgeçip, akabinde umursamayıp olay öncesi pozisyonuna ve hayatının akışına geri döndü.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;ben orta kapı direğine gerisingeri yaslanmış, sürekli bir biçimde nasıl da tüm bunlar olurken antartik bir soğuklukla öylece durduğumu kafamda tartıyordum. mailbox'ımıza düşüp duran "aman biri size bilmemne derse hemen uzaklaşın, sizden yardım isteyen teyzeyi karşıdan karşıya geçirmeyin suratınıza bilmemne sıkar sizi bayıltıp satar, aman bilmemne yapmayın böbreğinizi alırlar"larla dolu mailler bilinçaltıma mı işlemişti de içimdeki insani yardımsever kız, bavulunu alıp uzaklara gitmişti. kendime kızmaya başlayacaktım ki o mailler boşuna yazılmıyor diyeceğim konuşmalar başladı. teatral abi eline, bayılırken düşürdüğü hastane dosyasını eline geri aldı, cep telefonunu da diğer eline ve "abilerim ablalarım, çok vaktinizi almayacağım"la tüm otobüse seslenenlerle aynı ses tonuyla, bayağı ağlak, ama farklı bir tarzda yayına başladı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-evet abla, hastaneye gidiyorum ben, evet çocuk orda işte, ölüyor, yapacak birşey kalmadı, beynindeki ur yayılmış, yürüyemiyor abla, konuşamıyor abla, ölüyor elden bişey gelmiyor, sırtımda taşıyorum, şimdi hastaneye gidiyorum, napıcaz bilmiyorum, 260 milyon olsa kurtarıcam bişey de değil (?!) ama denkleştiremiyoruz işte göz göre göre ölücek çocuk, napiyim abla alıp köye götüriyim bari köyde ölsün...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;gibi sürüp giden bir diyaloğun (ki bence monoloğun) duyulan kısımları bu türevdeydi. Hemen o anda vazgeçtim bavulunu alıp gittiğini sandığım insanlığıma kızmaya ve başladım tüm kızgınlığımı adama yönlendirmeye. böyle ince bir örgüyle donattığı oyuna harcadığı enerjiyi keşke daha iyi bir yere yönlendireydi de ben de birdahaki önümde kütür kütür bayılacak olası kişiye o günkinden daha buz davranmayacak olsaydım...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;ve sana söylüyorum emekli amca: ah be amcacım, 260 lira lafını her duyduğunda hop oturup hop kalkarken sen, sağ elim hazırdaydı seni yerine geri oturtmak için de sen ne insaniyetle doluymuşsun ki koltuğunda bir rahat oturamadın bunca hinliğe rağmen. olur da bir gün allah korusun başına başkasına muhtaç olacağın bir olay gelirse, senin gibilerle karşılaş, bana rastgelme e mi...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;ay, bana bişeyler oluyo... bayılıyorum galiba!&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3005285283370326129-5989773060231075293?l=shamamciyan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://shamamciyan.blogspot.com/feeds/5989773060231075293/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3005285283370326129&amp;postID=5989773060231075293&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/5989773060231075293'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/5989773060231075293'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://shamamciyan.blogspot.com/2009/03/talihsiz-seruvenler-serisi-otobus.html' title='talihsiz serüvenler serisi / otobüs'/><author><name>shamamciyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18316173700908608416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SxPFdy29GpI/AAAAAAAAAJw/w4A4ZlsYWl0/S220/sacmasapan+kare.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SbUfMa5A-BI/AAAAAAAAAGA/d5jgeyLFjEI/s72-c/00293689.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3005285283370326129.post-3917128098345706912</id><published>2009-01-21T18:16:00.019+02:00</published><updated>2009-01-21T19:40:20.387+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='zor zenaat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kulaklık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kulak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kulaklıkla müzik dinlemek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term=':)'/><title type='text'>kabakulak-lık</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SXdayl0oS1I/AAAAAAAAAFQ/HtlegYMTJGg/s1600-h/82628560.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5293799712190122834" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 367px; CURSOR: hand; HEIGHT: 256px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SXdayl0oS1I/AAAAAAAAAFQ/HtlegYMTJGg/s320/82628560.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;ruhunun gıdaya ihtiyacı varsa bir an önce vermelisin istediğini...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;böyle anlardan birindesindir. etraf sıkıcıdır, yaptığın şey herneyse bir fon müziği lazımdır, ortamdaki konuşmalar, sesler yüreğini darlar, yol uzundur, iş çoktur, civar kalabalıktır, gürültü had safhadadır velhasıl mecbur olduğun diil hali hazırda seçip bir güzel listelediklerini dinlemek istersin ve takarsın kulaklıkları kulağa. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;ve başlar bir süreç...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;o ana kadar saatlerdir sana hiçbirşey söylemeyen iş arkadaşlarının sana birşey sorası, çaycının ikramlarının başlayası, annenin birşey anlatası, sınıf arkadaşının sınav tarihini sorası, otobüsteki sakinliğin birden bozulası, sokağın karşısında herkesin dikkatlerini çeken bir kavganın kopası, yürüdüğün yolda önüne yıllardır görmediğin lise arkadaşının çıkası tutar. tüm evren gözünü senin o lanet kulaklığına dikmiştir ve tüm yüce güçler, doğanın kanununa aykırılığından mıdır, günlük hayatını tehlikeye soktuğundan mıdır bilinmez, varlarını yoklarını onu senin kulağından çıkarmaya adamışlardır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sanki o kulaklık görünmezdir ve bu ortaya çıkan ritm bozucuların hepsi ağız/tavır birliği etmişlercesine, senle herhangi bir zamanda yaptıkları veya yapacakları gibi gayet spontane yanına gelir ve bir anda seninle konuşmaya başlarlar... sen cümlenin, en iyi ihtimalle üçüncü bilemedin altıncı kelimesinde sana yönelmiş ve mimiklerle bezeli, sinir bozucu, okuyup anlamaya çalışacağın hareket eden bir dudak farkedersin. sekizinci kelimesinde "hakikaten de benimle konuşuyor bu yahu" diye düşünür, on ve onbirinci kelimelerde kulaklığı çıkarırsın ve muhtemelen şöyle şeyler duyarsın:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;-...dedi, sence ne yapmalıyım?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-...ister misin?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-...melisin bence süper olur ne dersin?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-...tiriyor gibi geliyor bana.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-...mileyim galiba!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-...mi?&lt;/div&gt;-...iyim e mi!&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;haydaa. artık kelimelerden bir şeyler yaratmaya, cevap verilesi bir formata sokmaya çalışırsın nafile çabaların birkaç saniye içince tükenince de hı? ne? bir daha söyler misin duyamadım KULAKLIKLARIM KULAĞIMDAYDI DA dersin, bir dahakine ders olsun dercesine ki hiçbizaman olmaz olmayacaktır da. var gücünle kör müsün kulaklıklarım kulağımda ve sen hala en doğal halinle benimle konuşuyorsun bu nasıl iş diye haykırmaktır aslında tek isteğin. tekrar eder seni bölen o cümlesini ve koyar senle mini bir sohbet. kısa keser, sohbeti paketler, yarattığın ortama geri dönmeye çalışırsın. o yarıda kesilen şarkıyı, umarım radyo dinlemiyorsundur da, başa alırsın. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bu arada kesici arkadaşın anlamıştır kulaklıkla onu duyamayacağını ama bunun göremeyeceğin anlamına da gelmediğini. takribi 3 dakika sonra yeni bir keski gelir o zavallı başa alınmış şarkıya. bu kez karşında sana el kol yapmakta, tüm gücünü senin dikkatini çekmeye adamıştır ve başarır da. yenik bir ifadeyle, istemeye istemeye ağır çekim hareketlerle indirirsin kulaklığı, veda edersin paramparça olmuş şarkıya. ha bu arada'larla başlayan cümlelerle sohbetin artık kısımlarını dinler, yine paket cevapları verir susarsın. ve bu kez öyle hemen takamazsın da kulaklıkları geri. beklersin. hala bu sohbetin artçı cümleleri gelecek diye bekler, onları savdıktan sonra şarkıyı baştan dinlemenin mini hayallerine dalarsın. ama bilmezsin ki o artçılar sen ne yaparsan yap ne kadar beklersen bekle, kulaklığı taktığında gelecektir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bakarsın gelmez artçılar. aldanırsın, bitti sanırsın, kulaklıklara ve çeyrek çeyrek dinlediğin o zavallı, perişan şarkıya dönersin. ve tabii ki bitmemiştir, bitmeyecektir. kaçırdığın gözlerine de artık erişilemeyince dikkatine oynayan karşı taraf için, omuza dokunma ve sana iyice yaklaşma kozlarını kullanmanın zamanı gelmiş de geçiyordur bile.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;huzurun kalmaz. artık kulaklığı geri taksan da o şarkıdan sana hayır gelmez. çoktan şarkıdan ve mevzudan kopup, notaları dinleyemez halde dış seslere odaklanmışsındır bile. müezzinin iddalı sesi, aslında hiç çalmıyor olan telefonun ve kapının sesi, adının biri tarafından çağrılışı, martı sesleri, ve bunun gibi sürülerce varolan ve hayali dış sesler kulağının kepçesine dolup dolup içeri sızarlar.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ve sonunda yılarsın. anlarsın o kozmik güçler senin ortamdan kopmanı, doğanın sana verdiği uzuvların işlevini keyfi birşeye yönlendirmeni, o şarkıyı dinlemeni istememektedir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;vazgeçersin. çıkarırsın kulaklıkları. ve o andan itibaren çevrende ne kimse seninle konuşur ne de dünya üzerinde bir dış ses kalır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;çıt çıkmaz...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3005285283370326129-3917128098345706912?l=shamamciyan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://shamamciyan.blogspot.com/feeds/3917128098345706912/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3005285283370326129&amp;postID=3917128098345706912&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/3917128098345706912'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/3917128098345706912'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://shamamciyan.blogspot.com/2009/01/kabakulak-lk.html' title='kabakulak-lık'/><author><name>shamamciyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18316173700908608416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SxPFdy29GpI/AAAAAAAAAJw/w4A4ZlsYWl0/S220/sacmasapan+kare.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SXdayl0oS1I/AAAAAAAAAFQ/HtlegYMTJGg/s72-c/82628560.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3005285283370326129.post-7010635805657816922</id><published>2008-11-12T17:41:00.012+02:00</published><updated>2008-11-17T19:12:13.697+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='muayene'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='keyfekeder'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='doktor'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='freak show'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='göz'/><title type='text'>keyfekeder</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SSGho0HnJGI/AAAAAAAAAFI/Dk8Juc3oYS4/s1600-h/56359394.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5269670761557599330" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 213px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SSGho0HnJGI/AAAAAAAAAFI/Dk8Juc3oYS4/s320/56359394.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;görüşüm bulandı. saçma sapan maceralarım da bu bulanıklıkla birlikte başlamış oldu. hali hazırda söylemeye bile gerek görülmeyen 0,25 yani çeyrek oranda bozuk uzağı görmeyen gözlerim sanki daha bir görmüyor gibi geliyordu. teyid edilmeliydi veya en iyi ihtimalle gönül ferahlatılmalıydı. kliniğe (ki burası daha sonra tarafımdan çok başka biçimlerde adlandırılacaktı) girdim, uslu uslu arkamdaki nışantaşını izlemeye ve sıramı beklemeye başladım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;gereksiz bir form, sosyal sigortamın güncellenmemiş olması sebebiyle vereceğim paranın iki katını ödeyeceğimin haberi, göze ani hava püskürtmeli ve ovaların ardındaki eve bakmalı mini göz muayenesinden sonra esas muayene için bekliyordum ki freak show'un (bunun bire bir türkçesi var mı allahaşkına böyle yazmayı ben de pek istemezdim ama idare edin artık) ilk kahramanı olan "dayı teyze" geldi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"dayı teyze"miz bildiğiniz standart bir dayı edalarında yine bildiğiniz standart teyze görünümünde bir alaşımdı. kollarını geri, karnını ileri çıkara çıkara yürüyen dayı-teyze hantal görünümüne göre bir o kadar ataktı da. öyle ki adı müzeyyen ayarı bişeydi hatırladığımca ama pelin isimli biri odaya çağrıldığında benim benim diye fırladı ve hastabakıcı çocuk şoklara sevkolurken "siz pelin diilsini ki?" demek zorunda kaldı dayı-teyzenin atak cingözlüklerine inanamayarak.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;ben böyle dayı-teyze'yle oyalanırken "minikafa" geldi ve yanıma oturdu. minikafa, vucuduna göre adı üstünde daha da minik bir kafaya sahip oluşunu inkar edercesine, o kafasını daha da minik gösterecek illüzyonlara sebep olan, üzerine 3 beden büyük, dev vatkalı, yakası kürklü bir palto giymişti, hiç de paltoluk bir hava olmamasına rağmen. yanıma oturuşu pek de hayırlara vesile olmayacağı baştan belli olan minikafa, bulunduğumuz ortam dolayısıyla çok da doğal olan görmeme sorunundan muzdarip "benim gözüm görmüyor kızım"lı cümleler kurararak elime tutuşturdu, beklerken insanları oyalamak üzere icat edildiğini düşündüğüm uyduruk formu ve nüfus cüzdanını. adı soyadı gibi bilgileri geçtikten sonra "adresiniz?" dedim ve fısıldamadan da öte bir ses tonuyla başladı bilgileri vermeye ve dolayısıyla minikafayla kafa kafaya bir 10 dakika geçirdik ta ki o lanet formun son sorusuna gelinceye kadar: "mesleğiniz?" gayet emekli, öğretmen, muhasebeci görünümlü minikafa beni benden alan, hayallere, sorulara koşturan cevabı vardi birkaç uzun saniye bekledikten sonra: müzisyen! vay anasını!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;müzisyen minikafaya şaşırırken 3in1 adlandırdığım ailenin 2si olan anne ve kızı belirdi kapıdan ve tabii ki karşıma geçtiler. ve yanımdaki camdan nışantaşına nazır garip el kol hareketleri yapmaya başladılar. onları tamamlayacak olan 3. kişi yani "gülen baba" yoldaydı ve tarif vermek yerine kendilerini görmesini sağlama yolunu tercih etmişlerdi. başarılı da oldular gülen baba da gelip karşıma oturmuştu mütemadi gülüşleri ile birlikte. karşımdaki 6 koltukluk boş yere 3lü kombinasyonlar halinde sürekli değişen biçimde oturup kalkıp kaynayacaklardı önümüzdeki 1 saat içinde. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ben onların kombinasyonlarına dalmış, gülen babanın herşeyi gülerek söyleyişlerinden sinirlerim bozulmuş sırıtarak güzel gözlük nerden alırım acaba, gözüm ne durumda diye düşünürken minikafa "sizin neyiniz var?" dedi. "numaram değişmiş" deyince de "olur olur, yeter ki gözünüze bişey olmasın, onlar geçer" gibi beni bir 15 dakika daha oyalayacak tarihi cümleyi kurdu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;böyle böyle ardı arkası gelmeyen bu şov; uyuyan teyze, asabi abla, yuvarlak nine ve daire torun, bantlı yüz, plaza adamı, retro abla gibi rengarenk karakterle devam ediyor ve git gide de eğlenceli bir hal alıyorken adım yankılandı ve doktorun yanına çağrıldım. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;birbirine gayet benzeyen lanet C ve O, B ve R, N ve M, Y ve V beni yanıltmak üzere minnacıklaşmış bekliyorlardı. B ama R de olabilir gibi saçma sapan yorumlarımı filtreleme yeteneğine sahip müthiş doktor alfabe benden ben alfabeden yorulunca bana "keyfekeder bir miyop" teşhisi koydu. ister gözlük tak ister takma cinsinden.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;bir freak show'la bir buçuk saat eğlenmeyi "göze alan", küçük bulanıklıkları "gözünde büyüten", onun bunun gibi değil keyfekeder numara farklarıyla türlü numaralara maruz kaldığım 0,5 farklık günü de keyfime kederle bitirdim. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;el deliye ben akıllıya, bayaa bi', hasret.. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3005285283370326129-7010635805657816922?l=shamamciyan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://shamamciyan.blogspot.com/feeds/7010635805657816922/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3005285283370326129&amp;postID=7010635805657816922&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/7010635805657816922'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/7010635805657816922'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://shamamciyan.blogspot.com/2008/11/keyfekeder.html' title='keyfekeder'/><author><name>shamamciyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18316173700908608416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SxPFdy29GpI/AAAAAAAAAJw/w4A4ZlsYWl0/S220/sacmasapan+kare.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SSGho0HnJGI/AAAAAAAAAFI/Dk8Juc3oYS4/s72-c/56359394.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3005285283370326129.post-9102462609240938838</id><published>2008-11-06T14:25:00.005+02:00</published><updated>2008-11-06T17:16:01.701+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='jenerasyon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kadın'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşlı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='erkek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mutlu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='enerjik'/><title type='text'>degradesiz geçişler</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SRMJn9_K7qI/AAAAAAAAAFA/n-FFwGXmUjs/s1600-h/398GMJ00062.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5265562971585310370" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 213px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SRMJn9_K7qI/AAAAAAAAAFA/n-FFwGXmUjs/s320/398GMJ00062.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; kadın salonda iyiden iyiye yayılmış kocasına seslenir. bu ilk seslenişi de olmadığı için sesi artık çileden çıkma mertebesine de bir hayli yaklaşmıştır. tek istediği olduğu yerde uyumaya niyetlenen ve günlerdir banyoya girmeye yeltenmeyen kocasını artık suyun altına sokup sabuna boğmaktır. adam oyalar da oyalar. genç kız nazına bürünmüştür bir kere. sonsuz ısrarlar sonucu adam bir zahmet, dırdırları eşliğinde banyoya girer nihayet. haftalık rutin, eziyetlerle tamamlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;erkekler yaşlandıkça, yaş aldıkça suya uzaklaşırlar. banyodan, yıkanmaktan kaçışların peşine düşerler. gençken, delikanlılıkta yazın yarım saatte bir duşlara giren, kısa saçının nimetleriyle uzun saçlı bizim cinse nispet yaparcasına yıkananan ve çıkan, sulara sabunlara doyamayan o erkeklere, yaş aldıkça olanlar olur, isimleri haykırıp nefesler tükenene kadar banyoya girmez hale bürünürler. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;çünkü efendim, yaşlandıkça yüzdesel olarak kadınlara yakınlaşma ihtimali oranı bir hayli düşmüştür. gerek görmezler. hayatında bu ihtimali barındıran genç erkek, sürekli temiz olması gerektiğini bilinçaltına işlemiştir. ne olur ne olmazlarla alışkanlığa dönüştürmüştür. ama beyimiz yaşlandıkça madem kadınlar uzak niye ıslanayım, sabunlanayım, zahmetlere gark olayım diye düşünür.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;aynı mantık tabi diğer cinste de mevcut. uzayıp birleşmiş kaşlar, kafaya haresel bir hava katan beyaz saçlar, dokunulmaması gereken kaktüs bacaklar, makyajı unutan transparanlığa yüz tutmuş cilt, orantısız tırnak boyu...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;onu buna çakıp, binbir aksesuarla süsleyip, modayla harmanlanan üst başı parfümle süsleyen genç insan bunu sadece eşleşmek için mi yapar ki yaşla ters orantılarda harcanır bu alışkanlıklar. ben kendim için yapıyorum, kendime saygımdan bakımlıyım'lar nelere yenik düşüyor da yok olmaya tarihin tozlu fotograflarında yer almaya yüz tutuyor peki. sevgililer eş olunca, kıskanılan hemcinsler (bu kelimeden nefret ettiğimi farkettim muadili var mı) kıskanılmayacak hale gelince bitiyo mu kendin için yaptıkların, hım?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SRMIKl-Sv2I/AAAAAAAAAE4/FCQI3OT-ESs/s1600-h/42-15765490.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5265561367411343202" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 174px; CURSOR: hand; HEIGHT: 272px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SRMIKl-Sv2I/AAAAAAAAAE4/FCQI3OT-ESs/s320/42-15765490.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;kaideyi bozmayan istisnalar bakımlı, modaya uygun giyinen yaşlılar değil giyinmeyenleri olsun istiyorum artık. ben de öyle olmak için var gücümle çalışmalıyım, sen de öyle.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;evet sana söylüyorum genç insan. böyle yaşlan. yaşlanmadan yaşlan. madem her yaşın ayrı bir güzelliği var endeksleme hiçbir davranışını gençliğine de, sırıtmadan saçmalamadan güzelce uyarla, gir suya dokun sabuna, modelden modele sok saçını, spor yap, güzel şeyler ye, modayı takip et, senin gibi tonton arkadaşlarınla buluş film partisi yap, sohbetlere aban, cafelerde buluş, torunlarla toplan tabu oyna, telefonda en yakın arkadaşını işlet, havuza bombalama atla, müziği teknolojiyi takip et, eşin hep sevgilin olsun onu şaşırt, kıskan, ona özel süslen, dergileri kucağına topla elinde portakal suyunla parkta otur keyif çat, balığa çık, evinin şeklini değiştir, tatile çık dünyayı gez, çimlere uzan, güneşe uzan, yıldızlara uzan, çiçek yetiştir, hayvan besle, doğayla ilgilen, yeni arkadaşlar edin, eskilerine çok iyi davran, oyun oyna, koş, yeni yemekler dene, gitmediğin gezmediğin yerleri keşfet, gül, kahkaha at, dans et, resim çiz, şarkı söyle, fotograf çek, bol bol sarıl, öpüş, koklaş, seviş, bunların hepsini yapacak enerji için de kalbindeki aşkı sakın kaybetme! &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3005285283370326129-9102462609240938838?l=shamamciyan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://shamamciyan.blogspot.com/feeds/9102462609240938838/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3005285283370326129&amp;postID=9102462609240938838&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/9102462609240938838'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/9102462609240938838'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://shamamciyan.blogspot.com/2008/11/degradesiz-geiler.html' title='degradesiz geçişler'/><author><name>shamamciyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18316173700908608416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SxPFdy29GpI/AAAAAAAAAJw/w4A4ZlsYWl0/S220/sacmasapan+kare.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SRMJn9_K7qI/AAAAAAAAAFA/n-FFwGXmUjs/s72-c/398GMJ00062.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3005285283370326129.post-3151872126923141137</id><published>2008-11-04T12:56:00.004+02:00</published><updated>2008-11-06T14:25:11.411+02:00</updated><title type='text'>çaresiz hasret sanrıları</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SRArTDew4pI/AAAAAAAAAEg/HfdDE9N7peI/s1600-h/kolaj.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5264755570747957906" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 349px; CURSOR: hand; HEIGHT: 207px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SRArTDew4pI/AAAAAAAAAEg/HfdDE9N7peI/s320/kolaj.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;kan ter içindesin, ensen sırılsıklam olmuş saçlarının ıslaklığını hissediyorsun, umurunda değil. koşmaya devam ediyorsun. nereden nereye ne amaçla koştuğunu bile unutmuşsun. senin gibi koşanlar da var etrafında. yüzünde kocaman bir gülümseme, ara ara kahkahaya dönüşüyor, sen güldükçe nefesini daha da bir kesiyor. aniden durup dizlerini hafif kırıp ellerini dizlerinin üzerine koyuyorsun, gülmeye devam ederek soluklanıyorsun. nefes nefesesin sırtın inip kalkıyor. eve bir bardak suyun hasretiyle koştuğunda, tüm bu enerjin bitip döndüğünde seni bekliyor olacak olan kekin şekerli, tatlı kokusunun heryere sinmiş olduğunu anladığında eskisinden daha da mutlusun. arkandan sana bağırılan öğütleri dinlemeden yine fırlıyorsun sokağa. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;tertemiz berrak güneşli bir hava var. en güzel mevsimde, günün en güzel saatinde, hayatının en güzel yıllarındasın... çocuksun.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;ölmüş birinin özlemenin çaresizliği gibi çocukluk anıların gelir bazen aklına, yapacak birşeyin olmaz, dümdüz bakarsın en yakınındaki en saçma nesneye, kilitlenir, gidebildiğin kadar geriye gitmeye çalışır, başardıkça da hüzünlenir daha bi çaresizleşirsin.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;yıllar geçtikçe sen istemeden de olsa üzerine sıra sıra binen sorumluluklar, sorumluluklardan muaf olduğun o günleri daha da bi' özlemene sebep olur, her gün daha da şiddetlenerek. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;yazın yüzmelerin, kışın kartoplarının peşinde, çok tekerlekli bisikletini düşünerek geçirdiğin günlerde, arkadaş grubunda sadece insanların değil, kedilerin, köpeklerin hatta civcivlerin kelebeklerin olduğu, bir topun peşinde amaçsızca koşmanın nefes kesen heyecanlarıyla, gerçek süperkahramanlarının olduğu, ağaçların tepesinde, sahte çadırların içinde, kendini bile düşünmen gerekmezken bunu senin yerine annen yapıyorken, enerjin bitmek bilmezken, kumdan kaleler mecazi anlamlar taşımıyorken, duygularını göstermektan, yaşamaktan, sevincini üzüntünü açık açık paylaşmaktan sakınmıyorken, yağmurdan kaçmayı değil biriken sularda zıplamayı, kagıttan gemileri yüzdürmeyi tercih ediyorken, en kötü ihtimal ev ödeviyle burulan vicdanın bile çizgi filmlerin neşesiyle kifayetsiz kalırken, kariyerlerin değil uçurtmaların peşinde koşuyorken, bilgisayar başında büyüttüğün göbeğini eritmek için değil sırf eğlenmek için taklalar atıp koşturuyorken, arkadaşlıkların egolardan değil omuzlara atılmış kollardan ibaretken, korkuların saklambaçta yakalanmak kadar naifken, sevgini saklamayı değil kocaman kocaman göstermeyi tercih ediyorken, hayallerin astronot olmalara varacak kadar uçsuz bucaksız sınırsızken, çok çabuk heyecanlanıp bunu saklama gereği duymuyorken, gülmelere kahkahalara doyamıyorken, şimdilerde en çok düşündüğün şeylerden biri olan nasıl göründüğünle hiç ama hiç ilgilenmiyorken, küçük şeylerden 'gerçekten' mutlu olabiliyorken, mutluyken, bilmezsin huzurun gerçek anlamını ve o günlerin değerini, bilemezsin. daha kötüsünü, ya da iyisini, veya farklısını görmemişsindir henüz. ve gördüğünde de işte yine o buruk çaresizliğe bürüneceksindir, çünkü artık çok geçtir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;çoktan o yollardan geçmiş geçkinler seni uyarmak isterler, değerini bile bile tadını çıkara çıkara harca o en değerli hakkını isterler. ve ne yazık ki pek beyhude çabalardır bunlar.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;çünkü hayatta herşeyin değeri en çok kaybedilince anlaşılır...&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3005285283370326129-3151872126923141137?l=shamamciyan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://shamamciyan.blogspot.com/feeds/3151872126923141137/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3005285283370326129&amp;postID=3151872126923141137&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/3151872126923141137'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/3151872126923141137'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://shamamciyan.blogspot.com/2008/11/kan-ter-iindesin-ensen-srlsklam-olmu.html' title='çaresiz hasret sanrıları'/><author><name>shamamciyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18316173700908608416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SxPFdy29GpI/AAAAAAAAAJw/w4A4ZlsYWl0/S220/sacmasapan+kare.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SRArTDew4pI/AAAAAAAAAEg/HfdDE9N7peI/s72-c/kolaj.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3005285283370326129.post-853634958033540428</id><published>2008-11-03T17:29:00.009+02:00</published><updated>2008-11-04T14:36:53.744+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kıskançlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kaynana'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='analar ve oğulları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sendrom'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='erkek annesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='anne'/><title type='text'>oğullara kızlara analı uyarılar silsilesi</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SQ8kN18khdI/AAAAAAAAAEI/Wgp5C5afF0w/s1600-h/72417680.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5264466309657429458" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 226px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SQ8kN18khdI/AAAAAAAAAEI/Wgp5C5afF0w/s320/72417680.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;ne diyor atasözü: anasına bak, kızını al. burada sorun yok. ancak anasına bakıp kızını alırken aynı şeyi oğulları için yapmanızı pek tavsiye etmiyorum. oğlunu alırken anasına hiç bakma, mümkünse o da sana bakmasın. zira o sistem bu ikilide pek işlemiyor ve hatta sarpa sarıyor. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;şöyle ki ben oğullarıyla ilgili bir şekilde saplantılı olmayan bir anneye henüz rastlamadım. fazla sevgiden midir bilinmez illa ki muhakkak bir yerlerden bir paylaşamama mevcut. en fenası ve sık olanı, oğlunun sevgilisiysen sende yanlış giden bir şeyler vardır, o zavallı masum oğlanı kandırıyorsundur, kötü emellerine alet ediyorsundur, güzel yemek yapmayı bilmiyorsundur, oğlana iyi bakamayacaksındır, yanlış mesleğin insanısındır, doğru bir eş olamazsındır, yıllar yılı onun bakıp sevdiği oğlunun sevgisin sen nerden çıktın da paylaşmaya kalkıyorsundur, zaten senden iyisi bir yerlerde muhakkak vardır ve o biyerlerdeki senden iyi olan kopup gelse ondan da iyisi vardır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;şimdi bu oğlanlara can veren analar iş kızlara gelince neden böyle saplantılı olmuyorlar onu da anlamış diilim. yere göğe sığdıramıyorsan kızını da sığdırama mesela. kurnaz kadın kızını da kurnaz görüp başının çaresine nasılsa bakar diye düşünürken oğlunun karşısına çıkacak olan kendi gibi kurnaz hemcinslerinden mi korkar, yoksa hemcinsi diye mi kıskanır? vakti zamanında bir adamın karşısına çıkan da oğlunun karşısına çıkan kız gibi kendisi değilmidir? ve zaten bir zamanlar karşı safhta yer alan kadın nasıl unutur da, belki de kocasının annesinden gördüklerini uygular hale dönüşebilir? oğlunun başka bir kadını sevmesini analık içgüdüsüyle ve kadınsal bir içgüdüyle kabullenemez de iş kıza gelince sevilen bir adam olduğundan mı içi rahattır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;zira hem kızı hem de oğlu olan nice analar da gördüm. kızına ve oğluna olan tavırlarına geldi mi sıra adeta çift karakterli oluveriyorlar ve şizofren bünye çocuklarda da algı şoklarına sebep de olmuyor değil hani.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;hiç de garantisi yok, bir oğlum olursa şayet (ki benim oğlum olurmuş öyle diyorlar, kuvvetli bir kaynana potansiyeli gördüklerinden midir bilmem) aynen bende bu hallere bürünürüm herale. kısım kısım kıskanırım oğlumu da kimselerle paylaşamam ama kızım başının çaresine nasılsa bakar. derken de erkekler ilişkilerde hiç de öyle görünmemesine rağmen naif kadınlarda daha komplike düşünen ve davrananlardıra da bir referans adeta. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;şimdi elin kızı gelip de oğulcağızımı kandırmasın sakın. hem söyler misiniz benim oğlum çok daha iyi kızları haketmiyor mu allahaşkına? &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;:)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3005285283370326129-853634958033540428?l=shamamciyan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://shamamciyan.blogspot.com/feeds/853634958033540428/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3005285283370326129&amp;postID=853634958033540428&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/853634958033540428'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/853634958033540428'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://shamamciyan.blogspot.com/2008/11/anasna-bakp-kzn-alrken-ayn-eyi-oullar.html' title='oğullara kızlara analı uyarılar silsilesi'/><author><name>shamamciyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18316173700908608416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SxPFdy29GpI/AAAAAAAAAJw/w4A4ZlsYWl0/S220/sacmasapan+kare.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SQ8kN18khdI/AAAAAAAAAEI/Wgp5C5afF0w/s72-c/72417680.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3005285283370326129.post-8252189538294082067</id><published>2008-09-29T01:39:00.003+03:00</published><updated>2008-09-29T12:22:08.956+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='başladığın yerden devam et'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='zaman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='zamanı durdur'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bulut'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gökyüzü'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='parfüm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dağ'/><title type='text'>izafiyet</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SOCeMIaSwlI/AAAAAAAAAEA/gVQ_FPpQgVQ/s1600-h/%C3%A7imen+bulut.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5251371096767382098" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SOCeMIaSwlI/AAAAAAAAAEA/gVQ_FPpQgVQ/s320/%C3%A7imen+bulut.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;boyun kadar, belki boyundan çok az daha uzun bir tepeye "dağ" deyip yamacında bir gezintiye çıktın. kulağında, dünyada hiç yapılmamış ve belki de sonsuza dek hiç yapılmayacak bir şarkının, senin şarkının, melodisi var. nereden geldiğini, nereye gittiğini, seni bekleyenleri ve beklediklerini çoktan unutmuşsun. zaman keşke dursa klişelerinden vazgeçmiş, zamanın hakikaten de durduğuna inanmışsın. ayağının altındaki çimenin kokusu bulutlarınkiyle birleşmiş kafanda. hemen o an bunu bir parfüm şişesinde hayal etmişsin. mavili yeşilli o parfüm şişesi, boyun kadar dağın yamaçlarında yok yere güldürmüş seni, o durmuş zamanda. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;sonra korkmuşsun duran zamandan. başlatmışsın yine kaldığı yerden ve bulutlar bir anda yok oluvermiş. yok saydığın o küçücük, belki de kocaman, zaman dilimi belli ki aleyhine çalışmış. parfüm şişesine hapsetmeye çalıştığın bulutları; donukluğunla, kendi kendine gülmelerinle, düşünceli halinle korkutmuşsun ve hepsi başkasının tepesine üşüşüvermişler. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;böyle böyle başlarmış masallar. hayallerle. gerçeküstülerle. gerçeklerle. bir varmış bir yokmuş. bir bulut çok korkmuş ve birden yok (mu?) olmuş...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3005285283370326129-8252189538294082067?l=shamamciyan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://shamamciyan.blogspot.com/feeds/8252189538294082067/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3005285283370326129&amp;postID=8252189538294082067&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/8252189538294082067'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/8252189538294082067'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://shamamciyan.blogspot.com/2008/09/izafiyet.html' title='izafiyet'/><author><name>shamamciyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18316173700908608416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SxPFdy29GpI/AAAAAAAAAJw/w4A4ZlsYWl0/S220/sacmasapan+kare.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SOCeMIaSwlI/AAAAAAAAAEA/gVQ_FPpQgVQ/s72-c/%C3%A7imen+bulut.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3005285283370326129.post-7439835275766440542</id><published>2008-09-18T12:03:00.053+03:00</published><updated>2008-09-18T19:25:53.763+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düşman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sivrisinek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kaşıntı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hain'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='eyüp sabri tuncer'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kolonya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gece'/><title type='text'>eyüp sabri tuncer</title><content type='html'>&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5247392281057846082" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SNJ7ek2UY0I/AAAAAAAAADw/z7cDHbxUkzw/s320/fotolia_3356327.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;saatin 06'ları. güneş doğmaya çalışırken, çoğunluk bilmemkaçıncı rüyasında ve işi evine uzak olanların da alarmları çalmaya hazırlanırken, uyandım. üstelik o güzelim rüyamın içinden beni uyandıran, gitmek zorunda olduğum işe yetişmem için kurulan alarm da değildi. zira kendisinin harekete geçmesine daha 2 saatten fazla vardı. uyanışıma sebep, hacim olarak benden binlerce kat küçük olan hain düşman, minyatür vampir, arsız avcı... anlaşıldığı üzere bir sivrisinek olan bu karşı saf, beni en savunmasız anımda, uykumda yakalamıştı. havalar ısınınca hortlayan ve havalar soğudukça (keşke sonsuza kadar olsa) yok olan bu nefret ırkın en hain bireylerinden biri; dün gayet ironik bir şekilde havanın 10 derece birden düştüğü, şimşeklerin yağmura eşlik ettiği gecede benim odama sığındı ve kendisi gibi biyerlere sığınan müşkül bir tanrı misafirine hiç de yakışmayan hareketler sergilemeye başladı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;rüyamdan ani bir kopuşla uyandığımda iki elim de deli gibi kendimi kaşımakla meşguldü ve sivrisineğin akşam yemeğinden kahvaltıya kadar uzanan ziyafetine bir ısırık yetmemiş olacak ki üzerimde verdiği parti bana 5 tane kaşınma noktası olarak dönmüştü. yetişemiyordum ve bu 5 noktadan hangi birini kaşıyacağıma karar veremiyordum. ben olaya el koymaya çalışırken o lanet parti hala devam ediyordu ve malesef ben çoktan bir kan bankasına dönüşmüştüm.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;cayır cayır yanıp ölümüne kaşınan 5 noktayı yok farzetmeye ve ayılmaya çalışarak banyoya gittim. tek ihtiyacım olan kolonyaydı ve çölde su arayan bedevi edalarında girmiştim banyonun dolabından içeri. tabiki yoktu. derken lavantalı bir sprey kolonya buldum ve neşeyle odama döndüm. ardından hüsran ve çaresizlik. elimdeki lavantalı kolonya görünümlü şişe, doğan görünümlü şahinmiş meğer. içinden çıkan gül suyuyla, kaşıntılarım yetmez gibi bir de dev bir güllaca dönüşmüştüm. çöl bedevisi hallerim yerini uyuşturucu bağımlısı krizlerine denk hallere bırakmıştı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;çekmeceler, kutular, raflar, şifonyerler. yoktu işte. bilmemkaç metrekare evde hiçbir limon alkol kombinasyonu yoktu ve uykum çoktu. kolonya uyku eğrisinde kolonya sıfırda seyrederken uykumun grafiğinde hızlı bir artış vardı. madem kolonya yoktu yapmam gereken düşmanı etkisiz hale getirmek diye düşünerek ışığı açtım ve dışarıdan bakanı biraz güldürüp biraz da korkutacak garip hallerle milim boylum al kanlımı aramaya başladım. sinsi. hain. korkak. kurnaz. yoktu. saklanabileceği o kadar çok yer varken onu bulabileceğimi düşünüşümün yegane sebebi uyku sersemliği olmalıydı ve çabalarım ne kadar beyhudeydi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;gitmiş olmalı, zaten beni yemesinin üstünden çok vakit geçti biyere konup durmuştur diye düşündüm. 5 yerden kan içen bir hayvan balon gibi şişmiş olmalıydı ve uçmaya hali hiç ama hiç olmamalıydı. tabi tüm bunları çok üyeli bir çete olmadıklarını umarak düşünüyordum. nedensiz ve zamansız gelen bu iyimserliğim yüzünden artı 2 ısırığa daha kavuşacağımı bilmeden, ışığı kapayıp yatağıma yattım ve uykuya yöneldim. ki anında suyun uyuyacağını ama düşmanın uyumayacağını tecrübemle sabitledim oracıkta. o şeffaf karnı iki kere daha 0 RH - imle dolmuştu. artık dirseğim ve elim de kaşınıyordu. elimi kolumu bağlamaktı amacı besbelli. ve şimdi de şen kahkahaları mini desibeller, maksi hertz'ler şeklinde kulağımda vızıldıyordu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yine kalktım. yine ışığı açtım. bu sefer onu aramanın pek beyhude bir çaba olduğunu bilerek, ramazan pidesi gibi yatağa uzandım. ısırabileceği dev bir kan balonu olarak beni görmesi ve bana yaklaşması akabinde de sağ elim tarafından pestil haline getirilebilmesi için kendimi yem olarak kullanmaya karar verdim. zaman benim bu hallerime hızla gülüp geçiyor, güneş yükseliyordu. o saf halimle kendimi ona yem ederek nöbet tutarken, her nöbetçi asker gibi ben de uyuyakalmışım. rüyamda dev sivrisineklerle savaşıp intikam duygumu körüklüyordum ki yine aniden ve yine çıldırasıya kaşınarak uyandım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;artık kolonya farz olmuştu ve ben diğer alkollülere saldırmadan önce onu bulmalıydım. içten içe evin biryerlerinde olduğuna dair inancım kaybolmaya yüz tutmuşken, tatile gidip orada bıraktığım off spreyler için kendime kızıyorken ve artık azılı sivrisineğe de kendimi teslim edip uyumaya çalışmayı göze alıyorken, türlü saçma kozmetiklerin olduğu bir sepet geldi aklıma. bari oraya da bakaydım, bulamayıp da yataydım deyip raftan hızla çektim sepeti ve bir ışık hüzmesi doğdu sepetin içinden: eyüp sabri tuncer limon kolonyası. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;o ana kadar en favori kolonyamın selin kolonyaları oluş sebebini söylemeye gerek yok, isminden olduğu kadar niteliğinden de üstelik. ama, o güne kadar dalga geçtiğim, kemal kükrer ve eyüp sabri tuncer ikilisinden birinin, bir gece ansızın beni böylesine muhtaç bir durumdan kurtarabileceğini kim bilebilirdi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;sonra, huzur. öldürme isteğinde, vahşet ve intikam duygularında hızla azalma. limon ferahlığı. yastık rahatlığı. ne olur ne olmaz kafaya kadar çekilmiş bir pike ve tatlı bir uyku ve nükseden kaşıntılarla başlanan yeni bir gün.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;eyüp sabri tuncer, sen dün gece bir ırkın umutsuzluğu bir başka ırkınsa cankurtaranı oldun. ne mutlu sana. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3005285283370326129-7439835275766440542?l=shamamciyan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://shamamciyan.blogspot.com/feeds/7439835275766440542/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3005285283370326129&amp;postID=7439835275766440542&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/7439835275766440542'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/7439835275766440542'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://shamamciyan.blogspot.com/2008/09/eyp-sabri-tuncer.html' title='eyüp sabri tuncer'/><author><name>shamamciyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18316173700908608416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SxPFdy29GpI/AAAAAAAAAJw/w4A4ZlsYWl0/S220/sacmasapan+kare.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SNJ7ek2UY0I/AAAAAAAAADw/z7cDHbxUkzw/s72-c/fotolia_3356327.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3005285283370326129.post-7608120691872106874</id><published>2008-09-11T18:05:00.043+03:00</published><updated>2008-09-12T19:16:38.800+03:00</updated><title type='text'>dırdır vırvır</title><content type='html'>bu aralar sürekli bir serzenişlerdeyim biliyorum ama elimde değil. yine öyle bir yazı bu, erken uyarı sistemi kurayım da ne olur ne olmaz, alarmı çalınca kaçarsınız. &lt;div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5245169198555138994" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SMqVmJKzC7I/AAAAAAAAADg/-H9iHI0lqlk/s320/mezarl%C4%B1k+copy.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;işyerim mezarlığın yanında, mezarlık sokakta. bilip bilebileceğiniz en uysal en iyi komşulara sahibiz anlayacağınız. ama nedense hep bir çekinilir, istenmez mezarlık yanı, yakını evler ve hep daha ucuz olur diğerlerine kıyasla. niye ki? anlamam. adamın sana nasıl bir zararı dokunabilir ki. tatlı tatlı yatmış uyuyor. pili bitmiş, adam gitmiş. sen paşalar gibi kanlı canlı gezerken o ruhani haliyle sana naapsın. hadi diyelim bişey yapası tuttu (?!), senin evinin yakınında olsa ne olur olmasa ne olur. adam ruh, ruh! uçar da gelir senin yanına veya zaten istediği yere. ki zaten öyle de bir durumda senin yanına geleceğini sanmam, seni naapsın. yani ben olsam gelmem. giderim parise eyfele, romaya, özgürlük anıtının tepesine, okyanusun ortasına, firavunun ruhuyla kanka olup piramitlere filan.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;işte böyle saçma sapan şeyler düşünüyorum her sabah bir mezarlık yanından geçip, başka bir mezarlık yanındaki işime giderken ve yine bir başka üçüncü mezarlığın yanından geçip evime dönerken. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;yine bazen sabahları işe giderken dalmamışsam başka taraflara hep ulus oditoryumu takılıyor gözüme. her seferinde de 5 dakika sonra varacağım işyerinde hemen TDK dostuma sorayım diyorum, ey TDK ne demektir oditoryum diye. öyle de kallavi bir adı var ki mübarek. ODİTORYUM. heheeeyyyttt. neler dönüyor içerde belli değil. böyle yüce konseyler toplanmış hayati kararlar alınıyor, mu? dev bir anfi tiyatro var da bir grup çılgın insan aktiviteler silsilesinde boğuluyor, mu? derken artık geçen gün dayanamadım. oditoryum oditoryum diye tekrar ede ede delirmenin eşiğindeyken girdim ofise ve koştum TDK'ya nefes nefese. efendim buraya kadar hahayt nidalarıyla "ay oditoryumu bilmiyomuş pes" deyip dalga geçenlerinizi önce eshefle kınayıp şöyle bu tarafa alıyorum. kalanlarla bu yüce bilgiyi paylaşmaktan gurur duyarım ki oditoryum etkinlik merkezi demekmiş. fısssss. ama bir de şöyle bir şey var ki antik romada halkın ozanları dinlemek üzere toplandığı yermiş de aynı zamanda. havası ordan, ta antik romadan geliyormuş demek. rahatladım.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bakın biri bir kuyuya taş attı, kimsenin de çıkarmaya niyeti yok ama saçmalığın daniskası bir kalıp oluştu köşeye sıkışan benim gibi bir işi olanlar çalıveriyor o kalıbı her yere şöyle ki:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;çaresizseniz, çare sizsiniz! tepkisizseniz, tepki sizsiniz! &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;yahu bu nedir? ne saçmalık. binlerce kere kullanıldı ve artık etkisiz. etkisizseniz, etki sizsiniz ve hatta beyinsizseniz, beyin sizsiniz!!&lt;/p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5245167914865158578" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SMqUbbDQabI/AAAAAAAAADY/Zy8ZI965FnY/s320/2434732766_718e856b32.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;türkiye'de niye siyah koyun yok! masaüstümde (yani bayaa bayaa masamın üstünde) bir beyaz bir siyah koyun var, notlarımı tutmakla görevlendirilmiş. o siyah olana baktıkça bunu düşünüp duruyorum. olsa süper tatlı olurdu. yurdum insanının zencisinin olmayışı gibi bişey mi acaba? mango, avokado, kapari falan da yoktu eskiden, biyerlerde var oldukları halde. yeni yeni geldiler. siyah koyunlar da ilerleyen yıllarda ufaktan gelirler mi acaba bu tarafa? ben bekliyorum, yurt dışına gideniniz varsa haber salın karalara.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;msn'e özgü laflar var.eskiden de vardı asl'ler filan. belki hayat kurtarıyodur birileri için rahattır falan da ben bitanesine çok fena uyuzum. ark. ki türkçe sözlükte içinden su akıtmak için toprağı kazarak yapılan açık oluk, ingilizce sözlükte nuhun gemisi demek. ama tükçe msn'ce-msn'ce tükçe sözlüğe bir bakıyoruz. ne demekmiş efendim: arkadaş! yok artık! geliyorlar artık bana ama. yahu çok mu fazla geldi sana o 4 harf de türkçeye böyle bir kısaltma sokuşturmaya niyetlendin? ark.ım, ark.larım ark.larla. bir de tsk.ler var ki ona artık hiç giremeyeceğim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;book'un da fazla geldiği ve güzelim ismi olan facebook yerine adı bugünlerde face diye geçen o meşhur sitede dün, golden retriever bir köpeğe ait kişisel hesap gördüm. adı köpeğin adı, soyadı sahibinin kelli felli soyadı şeklinde bir hesap açılmış hayvancağıza. fotograflarda tag'lenmiş, bazı fotografların altına köpek ağzından (artık nasıl bir saçmalık siz tahayyül edin) yorumlar falan yapılmış. komik değil, sevimli değil, mantıklı değil. yani tek bir soruyla yetinemeyip iki soru soracağım hesabı açılan köpeğin sahibine: 1.ne yapıyorsun sen? 2.hakkaten bu kadar çok mu vaktin var? &lt;/p&gt;&lt;p&gt;yemeksepeti.com'da gördüğüm bir banner: dominos'tan iftar menüsü. italyan yemeğiyle iftar :) çok fantastik, çok hoşuma gitti. burdan yola çıkarak da bir önerim var iftar reklamlarına. bıktım artık güzel neşeli kalabalık ailelerin etrafını çevirdiği masalarda aptal aptal gülüşmelerden, kahkahalarla kola açışlardan, abartılı neşelerle çorbaları tabaklara dökenlerden. böyle tek başına pizzayla, hamburgerle orucunu açan bir genç, yada iki sevgili başbaşa ve sakin bir mutlulukta falan, ne bileyim bir alternatifi olmalı. neşe patlaması kalabalık aileler işgal etti kutuyu, ofh.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;böyle sahneye bir şarkıcı çıkar. genelde saçma sapan bir mekanın saçma sapan şarkıcısıdır ve saçma şarkılar söylüyordur. o saçma sapanlıklar yetmiyormuş gibi bu şarkıcının aklına cin bir fikir gelir ve şarkı sözlerini seyirciye uyarlar, nedeni amacı bilinmez bir biçimde, hiç hazzetmediğim gevrek bir gülüş ve seyirciyi gösteren bir el eşliğinde: "bana herşey SİZİİİ hatırlatıyor" müzikten, şarkıdan, ortamdan soğuduğum eşsiz bir biçimde irite olduğum nadir anlardandır işte bu, pooff.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dır dırlarımın ardı arkası kesilmiyor ama bakın bunda da bana hak verecekler çıkacak. yine icat devşirme laflardan dem vuracağım çünkü. hapşurunca çok yaşa denir bu bir kalıp. sen işi gücü bırak, düşün ki çok yaşamanın bir faydası yok o hayat iyi olmadıktan sonra, önemli olan iyi yaşamak de. o hapşuruğun üzerine felsefik anlamlarla örülmüş bir laf ara, bul, söyle. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;-hapşuuuu&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-çok yaşa.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;-iyi yaşa! (ehem, kendinden emin tavır, hey dostum çok değil iyi yaşamak öneli olan laf sokuşu edaları, böyle bir böbür bir ne güzel dedimcilik)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ya sana diyorum iyi yaşa'cı. çok yaşasın da, iyileştirmeye vakti çok olsun bir yolunu bulur elbet sanane, laf üstüne laf niye söyleyip, yeni yeni laflar devşirip, icat edip beni bloglara kusturuyorsun. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;bitmedi. bitmiyor ki ben ne yapayım. bu iyi yaşacılar derneği toplanmış ve demişler ki biri bir şey yapınca ve biz bunu beğenip takdir ettiğimizde teşekküre denk "eline sağlık" diyoruz. ama efendi, gönülden yapılan şeylere eline sağlık dediğimizde içimiz bir kıpır kıpır bir huzursuzuz. ne yapsak ne etsek. ve buyrun bakalım "kalemine sağlık" "gönlüne sağlık" "emeğine sağlık" "yüreğine sağlık"lar havada uçuşuyor. öyle antipatik ve gereksiz ki kanımca. bu kadar adres belirtmeye gerek varmı. daha havalı daha romantik laflarla deyim üzerinden laf süslemeye ne de meraklıymışız.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;ve bugün hayatımda ilk (ve çok büyük ihtimalle son) kez gay bir taksiciye taksicinin arabasına denk geldim :) hayır yazdığım taksidji yazısıyla ilgili, bugünün mevbahsi olan taksiciye duyduğum sinirden değil adama gay deyişim. kahramanımız gayet havalı ve tertemiz düpdüzgün giyimli, yuvarlak yüzlü, kirli sakallı artistik halleriyle bende cadde taksicisi havası yarattı ilk izlenim olarak. sonra önümüze çarparcasına çıkan bir arabayla başlayan "hay allahım kimler ehliyet alıyor, nasıl dönüş yaptı, yollar ne fena, devlet duy vatandaşın feryadını" konu başlıklarından karşılıklı serpiştirişlerimize abartılı el hareketleri, yaaaaaaaniiiiii'ler, ay evet'ler, olmaz yaaaağniiii'ler ve tatlı ses tonajları eklenince allah allah diye içten içe pis pis sinsi sinsi gülmeye başlamıştım ki, her taksiciye söylediğim kolay gelsin'e babaaay diye karşılık verdi :) daha ne diyeyim, belki de sevip sevebileceğim tek taksiciydi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;dırdırlarım buraya kadar, şimdilik. babaaaay :)&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3005285283370326129-7608120691872106874?l=shamamciyan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://shamamciyan.blogspot.com/feeds/7608120691872106874/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3005285283370326129&amp;postID=7608120691872106874&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/7608120691872106874'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/7608120691872106874'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://shamamciyan.blogspot.com/2008/09/drdr-vrvr.html' title='dırdır vırvır'/><author><name>shamamciyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18316173700908608416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SxPFdy29GpI/AAAAAAAAAJw/w4A4ZlsYWl0/S220/sacmasapan+kare.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SMqVmJKzC7I/AAAAAAAAADg/-H9iHI0lqlk/s72-c/mezarl%C4%B1k+copy.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3005285283370326129.post-6851109801473690241</id><published>2008-09-09T12:41:00.021+03:00</published><updated>2008-09-09T16:26:31.588+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cool'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ekstrem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tarz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='butik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='konsept'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='spot'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='trend'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='elden gidiyor'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='organik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mod'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='direkt'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='global'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ekolojik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='uyduruk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='delirdim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinerji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='türkçe'/><title type='text'>eeeyy TR, neredeysen come back!</title><content type='html'>yeni yeni kendinden geçen kelimeler var. yeri geliyor ben de kullanıyorum, ama bir yandan da acaip sinir bozucular öyle böyle değil. keşke diyorum böyle toplu bi' bilinç kaybı olsa da bu abidik kubidik kelimeleri "havalı konuşuyorum şekerim"ciler (ki dediğim gibi bazen bende dahil) aniden unutsa ve cümleler daha temiz, herkes eşit, dünya da daha güzel bir yer olsa, ha fena olmaz mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kime, neye bu isyan. böyle bir serzenişten sonra bu buhranlara bir adres belirtmeden olmaz. bir bir sıralıyorum aklıma gelenleri şimdi, hadi bakalım buyrun burdan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;butik:&lt;/strong&gt; her şey bunun başının altından çıkıyor zaten. &lt;em&gt;ah şekerim çok butik bir restoran bulduk ta anasının nikahının yapıldığı yerde ama pek güzel. öyle atla deve değil butik bir yer olacak.&lt;/em&gt; bakın, butik tüm kötülüklerin anasıdır. bu butik başımıza dert açacak, demedi demeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;konsept: &lt;/strong&gt;&lt;em&gt;kafamda şöyle bi konsept var. konsept bir mağaza açma fikrim var ne diyosun? daha konsept bişeyler olmalı bence. &lt;/em&gt;yahu yok mu bunun muadili allahaşkına, dillere pelesenk de oldu atamıyorum, her deyişimden sonra da iç sesim öflüyo pöflüyo. belirleyin bir konsept, hep ona uyucam ben söz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;trend:&lt;/strong&gt; birileri belirliyor, en yenileri eskiyenleri falan ortaya çıkıyor, bişeyler oluyor. bir de ekürileri var bunun: trendsetter, trendy falan. çok da kullanışlı meret, naapsak bilemedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;mod:&lt;/strong&gt; hey maşallah. bunun önünde kim durabilir söyleyin bana. &lt;em&gt;hiç modumda diilim. tatil moduna girdim bile. süper bir moddayım hadi coşalım. o anki moduma göre bakarız. sen bambaşka bi moddasın şu anda. &lt;/em&gt;elin mood'u bakar mısınız ne hallere düştü dilimizde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;organik: &lt;/strong&gt;manasında bir sorun yok. ama bugünlerde organik gördünüz mü şu demek oluyor: &lt;em&gt;canlar, biz sizi kanserojene boğduk bi müddet, hala da boğuyoruz o ayrı. ama aslında elmalar bayaadır öyle kırmızı yuvarlak sert sulu değil! bak böyle, eciş bücüş, küçücük, çürüğümsü ve daha pahalı üstelik her yerde de bulamazsınız.&lt;/em&gt; organik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ekolojik:&lt;/strong&gt; yani?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;başarılı: &lt;/strong&gt;bakın nası zararsız, diğerlerinden ayrışık uslu görünüyor dimi? diil efendim! meyveye, sebzeye, yemeğe, giysiye başarılı diyen var yahu. bir çilek ne kadar başarılı olabilir. &lt;em&gt;pantolonun çok başarılı &lt;/em&gt;ne demektir? öss'de derece mi aldı benim lanet pantolonum, &lt;em&gt;karpuz çok başarılıymış abi&lt;/em&gt; mi? yurt dışında derece mi almış allahın meyvesi?&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;keyifli:&lt;/strong&gt; hah! başarılı gibi bir tane daha. bir sıfat nasıl da yerli yersiz heder olurun ispatı. &lt;em&gt;çok keyifli bir insan. &lt;/em&gt;ne dediğini sanıyor: güzel, eğlenceli biri, sevdim bunla vakit geçirirken insan sıkılmaz, hoş birisi. oysa ne diyor: bu insanın keyfi yerinde, bir şeye sevindi zahir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;karizma: &lt;/strong&gt;neredeyse sözlüğümüze girmeye yeltenecek kadar yüzsüz ve kemikleşmiş. biri size karizmatik diyorsa bir boy kıllanın. çirkin falan dememek için böyle bir punduna getiriyor olmasın. çok hassas.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;imaj:&lt;/strong&gt; herkesin bir imajı var çok şükür. kafamız rahat. karizmayı sokarsak sözlüğe bu da peşinden gelir, demedi demeyin.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;tarz:&lt;/strong&gt; düzgün bir kelime gayet. tarzım var tarzın var tarzınız var. tamam. ama çok tarz. bu ne şimdi? &lt;em&gt;çok tarz.&lt;/em&gt; yani? oldu mu şimdi. &lt;em&gt;ya bu çocuk çok tarz.&lt;/em&gt; biçim, şekil, yol, üslup demek değil mi tarz? eee? bu çocuk çok biçim. ne biçim? oluyor mu hiç. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;format:&lt;/strong&gt; bakınız bu da biçim demek. ama bu zavallı biçim'e nasıl bir garezimiz varsa artık, onu yok etmek namına doldurmuşuz kelimeleri dilimize.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;cool:&lt;/strong&gt; bire bir arak artık yüzsüzlük. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;direkt: &lt;/strong&gt;bunla da derdim sonundaki T ile. kimse farkında değil onun varlığının. doğrudan'ı kullanmıyorsun peki ama direk diye bir şey yok! bir tane T koyuver arkasına sonra direkt söylersin ne söyleyeceksen.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;sinerji:&lt;/strong&gt; oof... metinlerin göz bebeği, kurtarıcısı. sanırsın toplaşıp toplaşıp ortak güçler yaratıyor herkes. lafta öyle. denizde sarıldığım yılansın ey sinerji, düş yakamızdan.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;global:&lt;/strong&gt; sanki dün anladık dünyanın top olduğunu, ve hepimiz de pek bi sevindik, doyamadık globallere. küresel, küre biçiminde olan demek değil mi bu? o zaman bir önerim var şunun gibi de kullanılsın: &lt;em&gt;şekerim çok kilo almışsın, globalleşmişin bu aralar.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;spot:&lt;/strong&gt; TDK tanıtımcık diyor. bundan sonra öyle diyelim mi?&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;ekstrem:&lt;/strong&gt; bildiğin sıradışı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;daha da dayanamayacağım, gerisini siz düşünün artık benden sonra tufan.&lt;br /&gt;adeta brain storming :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3005285283370326129-6851109801473690241?l=shamamciyan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://shamamciyan.blogspot.com/feeds/6851109801473690241/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3005285283370326129&amp;postID=6851109801473690241&amp;isPopup=true' title='13 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/6851109801473690241'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/6851109801473690241'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://shamamciyan.blogspot.com/2008/09/eeeyy-tr-neredeysen-come-back.html' title='eeeyy TR, neredeysen come back!'/><author><name>shamamciyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18316173700908608416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SxPFdy29GpI/AAAAAAAAAJw/w4A4ZlsYWl0/S220/sacmasapan+kare.jpg'/></author><thr:total>13</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3005285283370326129.post-1860174657702940815</id><published>2008-08-13T23:31:00.010+03:00</published><updated>2008-08-22T17:47:25.695+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bahçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mavi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='özür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='özür dilemek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çivit'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ada'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='teyze'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='boya'/><title type='text'>çivit</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="mso-ansi-language: EN-US;font-family:TrebuchetMS;" &gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="COLOR: rgb(51,51,51)"&gt;bahçede durmuş elimde çivit mavisi boya, beyaz duvarlara bodrum evi efekti veriyorum. fonda blogların anlatmaya yetmeyeceği efsane insan bedriye teyze adeta bir radyo tiyatrosu gibi durmaksızın anlatıyor geçmişini, tarihler vere vere. bi anda tepemden aşşağıya fıskiye edasıyla sular indi. kafamı kaldırdım amcam (!) belediyenin görevini devralmış sokaktaki zakkumları suluyor. beni de kurumuş görmüş olacak ki nasiplenmemi istedi. şimdi amcacım sen beni bi güzel suladın, ben de kalktım noooooluyo?! edasıyla sana baktım, bana ne &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SK7Qi72okOI/AAAAAAAAAC0/-tuWFcqcfDI/s1600-h/boya+copy.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5237352715279438050" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SK7Qi72okOI/AAAAAAAAAC0/-tuWFcqcfDI/s320/boya+copy.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;demen gerekiyor? ay hay allah yaa de, pardon olur özür dilerim olur ne biliim kusura bakma kızım, yavrum, ciğerim olur, afedersin gibi bişey de olabilir yada sus sus sadece mahçup bir ifade de olur. ama boş bir bakış ve salakça bir sırıtış ne ola ki? mevsim yaz hava sıcak diye ben senin yağmuruna mı muhtacım be amca. özür özürlü bir adam, susma özürlü bir kadın ve ben, artık ne dersen bana, zamanın küçük bir diliminde öylece durduk.sonra. sonra ne olacak, bende birkaç saniye daha donuş ve amcanınkine denk boş bakış sonra amaaan deyiş ve çivite, ve zaten hiç susmamış, yayınına devam etmekte olan bedriyeye dönüş :)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3005285283370326129-1860174657702940815?l=shamamciyan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://shamamciyan.blogspot.com/feeds/1860174657702940815/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3005285283370326129&amp;postID=1860174657702940815&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/1860174657702940815'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/1860174657702940815'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://shamamciyan.blogspot.com/2008/08/ivit.html' title='çivit'/><author><name>shamamciyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18316173700908608416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SxPFdy29GpI/AAAAAAAAAJw/w4A4ZlsYWl0/S220/sacmasapan+kare.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SK7Qi72okOI/AAAAAAAAAC0/-tuWFcqcfDI/s72-c/boya+copy.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3005285283370326129.post-5217199318560048387</id><published>2008-08-13T23:31:00.008+03:00</published><updated>2008-08-22T17:30:58.525+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='limonata limon arkadaşlar yaz buz bahçe huzur'/><title type='text'>oksijen</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="mso-ansi-language: EN-US;font-family:TrebuchetMS;" &gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;beyaz bir mutfak. camından bir bahçe görünüyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span lang="EN-US" style="mso-ansi-language: EN-US;font-family:TrebuchetMS;" &gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;elinde yeşil ve sarı limonlar var, az önce bir sepetten almışsın. tahta kesme tahtasının üstüne koyup kesiyorsun limonları. üzerinde kolsuz beyaz tişörtün açıkta kalan yerlerine limonlar sıçrıyor sprey gibi. hava sıcak, tatlı bir esinti var. serinliyorsun limonlarla. kocaman birsürü bardak hazırlamışsın. içlerini büyük buz parçalarıyla dolduruyorsun. bazılarına soda, bazılarına dün hazırladığın limonataları dolduruyorsun. bahçeye bakan camının önünde zor zar yetiştirdiğin ve her yaprak açışında gurur duyduğun nanelerin var, saksı içinde. dallarından birkaç yaprak koparıp, &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SK7MpyQCmvI/AAAAAAAAACk/Nhca8HkSy-0/s1600-h/200457224-001%5B2%5D.jpg"&gt;&lt;/a&gt;biraz da kıyamadan, bardaklara dağıtıyorsun. sen bardakları tepsiye dizerken, bahçeden arkadaşlarının sesi yükseliyor. adını bağırıyorlar, “hadi geeeeel artık”. “geliyorum, geliyorum” diyorsun tatlı bir panikle. &lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5237349401590481058" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SK7NiDZnwKI/AAAAAAAAACs/4CGfVHGU1L8/s320/200457224-001%5B2%5D.jpg" border="0" /&gt;kimi bahçeye attığın mavili kremli çizgili yastıklara yayılmış, biri hamakta oturmuş kendini sallıyor, bir ikisi karşılıklı ayaktalar arkadaşlarının. hepsi de en sevdiklerin ve birbirlerini de seven arkadaşların. tatlı bir müzik bahçeye çevirdiğin hoparlörlerle hepsinin üzerini sarmış. sen bahçeye çıkar çıkmaz elindeki içecekler sahiplerini buluyor, sona kalan limonatayı da kendine alıp sen de yayılıyorsun çizgili bir yastığa. derinden de derin sohbetler, gülmeler sürerken farkediyorsun güneşin kırmızılara çalmaya başladığını. mutfaktan kaptığın kibritle yakıyorsun bahçedeki mumları. güneşin yokluğunu farketmeden, mumların ışığında geceye uzuyor sohbet. mutlusun. mutlular. mutlusunuz.&lt;/span&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3005285283370326129-5217199318560048387?l=shamamciyan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://shamamciyan.blogspot.com/feeds/5217199318560048387/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3005285283370326129&amp;postID=5217199318560048387&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/5217199318560048387'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/5217199318560048387'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://shamamciyan.blogspot.com/2008/08/oksijen_13.html' title='oksijen'/><author><name>shamamciyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18316173700908608416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SxPFdy29GpI/AAAAAAAAAJw/w4A4ZlsYWl0/S220/sacmasapan+kare.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SK7NiDZnwKI/AAAAAAAAACs/4CGfVHGU1L8/s72-c/200457224-001%5B2%5D.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3005285283370326129.post-6136975558309356659</id><published>2008-08-13T23:27:00.003+03:00</published><updated>2008-09-03T00:52:50.564+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='taksimetre'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='taksici'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='canımdan bezdirdiler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='istanbul trafiği'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='istanbul'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='siyah'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sarı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='taksi'/><title type='text'>taksidji</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SK7HSFB4L8I/AAAAAAAAACc/gS_J53GY5_I/s1600-h/AA035688.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5237342530080092098" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SK7HSFB4L8I/AAAAAAAAACc/gS_J53GY5_I/s320/AA035688.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="COLOR: rgb(119,119,119);font-family:TrebuchetMS;font-size:17;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US"  style="mso-ansi-language: EN-US;font-family:TrebuchetMS;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;istisnalar kaideyi bozmaz ama; taksiciler... kendileriyle ilgili (az sonra sıralayacaklarım dahil olmak üzere) birçok genellemeyi hakeden mesleğin adamlarıdırlar. güzergah beğenmezler. her gün en çok muhatabı oldukları trafiği bir türlü kabullenemez ve sürekli olarak kaçmaya çalışırlar. amaçlarının bir yerden başka bir yere ulaşmak değil arka koltukta oturanı ulaştırmak olduğunu ve trafik tıkansa, bu ulaştırma işlemi daha da uzun sürse daha fazla paranın hanelerine yazılacağını unuturlar, yadsırlar ve o trafik için genelde sizi suçlarlar. yolları uzatmayı çok severler. hangi yoldan gidelim diye sorar, seçenekler arasından sizin seçmediğinizi seçerler, sizin seçtiğiniz yollarda yine hep trafik vardır. kendi müzik zevklerinin sizinkileriyle örtüştüğüne neredeyse emindirler ve kendilerine ait bu zevki öylesine benimsemişlerdir ki adeta dikte ederler. yorgun belki mutsuz bir günün sonunda emindirler ki siz de damar şarkılarla daha da bunalmak, mutsuzluğunuza mutsuzluk katmak istiyorsunuz. sesi açar da açarlar. sigara içilmez sticker'ına nazır yakıverirler bir sigara. yasak kural onlara işlemez. söndürmesini istediğinizde annesine edilen küfürler aklında canlanmışçasına sıkılır ruhları, size de eşit şiddette hissettirirler bunu. müşteri değil onlar her zaman haklıdır. her zaman mağdurdurlar. yapılabilecek en zor mesleklerden birini yapıyor olmanın zırhına saklanıp herşeylerine bunu kulp ederler. ah ne zorluklar yaşıyorlardır da biz onları anlamıyoruzdur, bilmiyoruzdur. küsuratlı para üstleri onları ilgilendirmez bir güzel yuvarlarlar. bozuk parası olmayana hayatı zindan eder, bir sürü asılmış surat ifadesi ve eşliğinde gelen mimiklerle hayatlarındaki tüm mutsuzluğun sebebiymişsiniz gibi hissettirirler, bakkala kuruyemişçiye gazete bayiine koşturup o lanet bütün parayı bozdurmak sizin görevinizdir. kural aşırı sürüş teknikleriyle aslında şikayet ettikleri o trafiği trafik eden kitlenin çoğunluğunu oluştururlar. çaldıkları kornalar hep yerinde ve hakedene çalınmıştır. onlara çalınanların hiçbirini haketmezler. homurdanırlar. söylenirler. direkt söylerler. olmadı sohbete sararlar. canları çok sıkılır, hep sıkılır. zor yolların adamlarıdırlar. zordurlar.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3005285283370326129-6136975558309356659?l=shamamciyan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://shamamciyan.blogspot.com/feeds/6136975558309356659/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3005285283370326129&amp;postID=6136975558309356659&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/6136975558309356659'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/6136975558309356659'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://shamamciyan.blogspot.com/2008/08/taksidji.html' title='taksidji'/><author><name>shamamciyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18316173700908608416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SxPFdy29GpI/AAAAAAAAAJw/w4A4ZlsYWl0/S220/sacmasapan+kare.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SK7HSFB4L8I/AAAAAAAAACc/gS_J53GY5_I/s72-c/AA035688.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3005285283370326129.post-5189693185317111619</id><published>2008-08-13T11:41:00.002+03:00</published><updated>2008-08-22T18:24:51.516+03:00</updated><title type='text'>serzeniş: ruh ve bilinçaltından bildiriyor</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SK7aN85Cr3I/AAAAAAAAAC8/S7a5OcCdpe0/s1600-h/sb10069400l-002.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5237363349896998770" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SK7aN85Cr3I/AAAAAAAAAC8/S7a5OcCdpe0/s320/sb10069400l-002.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;ve ile başlayan cümleleri severim. galiba sırf bu yüzden bunu diyerek başladım yazıya. yazın kışı, kışın yazı özlüyorum genelde. ama en çok baharları severim. hem sonbahar hem ilkbahar. ikisi de birbirinden güzeller. tatlı bir açılış ve aynı tatlılıkla bir kapanış gibi, yumuşak. arkalarından harala gürele geliyor ikisinin de. birinden cayı cayır bi' yaz birinden de tir tir bi' kış çıkıyor. ama bunlar mülayim, sakin. bak ama ile başlayan cümleleri de severim. severim sevmem de ne çocuk çocuk laflar gibi durdu. severim, sevmem. bidibit bit bit. renkli dövmeleri sevmem. (bak hala)sakızdan lolipoptan çıkmış gibi geliyor bana ne olursa olsun, ister müthiş bir sanat eseri komple sırtı kaplayan (ki o durumda da aaa dev bi' sakız çiğnemiiiiş diyorum) ister salak bi çizgi kahraman olsun.. (ki o zaman efekti almak daha bi kolay, bişey demeye gerek de yok). ha sende şimdi renkli dövme varsa küsme boşuna canım, belki seninki süperdir. (ya da süper bir sakız çiğniyorsun ne biliim :)) margaritayı hiç sevmedim, tuzu limonu da, birlikte yeraldıkları çoğu şeyi de sevmeme rağmen, (turşu olsun, hıyar olsun, salataymış yok efendim daha neler neler) can yaktı yani, yordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sokak adamlarında sakal ve yanlarında bir köpek bulundurmak şart mıdır? kanun mu? aksi halde cezası mı var mesela? bayım tamam sokakta yaşıyorsunuz da hani size yoldaşlık eden köpeğiniz, sorarız size. atın bunu nezarete. tipler hep aynı, kıyafetler aynı modda. kahve tonlu bir pardesü (ağustos olsa bile, çünkü dolapları da sırtları sanırım o yüzden yazlık formata geçemiolar, hep pardesü daima pardesü. hala parantezin içinden çıkamadım ama pardesü dedikçe de kelimeden uzaklaştım. ne garip kelimeymiş be. pardesü. par de sü. hıımmm par des sus falan mı acaba. fransızcayım ben diye bağırıyodu zaten belliydi) mümkünse belini böyle bi iple falan bağlamış olsun. içinde muhtemelen eski memur günlerinden kalma bir gömlek. hatta belki iki gömlek, üstüste. genelde beli fazla yukarı çekilmiş bir pantolon. eskiden griymiş de şimdi pardesüye (hehehe I love pardesü) uymaya çalışıp kahveleşmiş. sakallar gri siyah beyaz. (çok renkli yani genelde) orta uzunlukta. daha uzamıyo mu da hep "o" boyda kalıyor. anladın sen o boyu. göz altları biraz çökük halkalı. dişlerden biri düşük kalanlar sarımsı. tırnaklar uzamış içleri pis. enteresan. garip bağcıklı ve hep kesinlikle yuvarlak burunlu bir ayakkabı. köpek muhtemelen siyah beyazken gri siyahlaşmış tiftik bir köpek. ve bu adamlar böyle ağaç dibine oturup sürekli bişeyle meşguldürler. ellerinde bir torba, ordan bişeyi alır öbür tarafa koyar. bişeyi bişeyle bir eder falan. senden benden meşguldür bakma. huzurludur da buna da emin ol. köpek de yanında çok mutludur. böyle bir özgürlük tablosu, yada dostluk. amatör fotografçıların, yada amatörlükten profesyonelliğe geçmeye zorlayanların, en sevdiği kare. klişe. alt açıklaması da yaşanmışlıklar...bla blalaar. yuvarlak burunlu ayakkabınla sokakta böyle amaçsız yürüdüğün bi gün yanına siyah beyaz şirin bi köpek dadanırsa "a canım beniim" deyip de sevme onu bence, olacaklar belli, sokak herkese aynı şekilde etki ediyor. matematiksel, şaşmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;patates salatasının üstünde sumak olsun isterim. ama sumak da pek ayrıntı bir baharat. belki sen şimdi okurken ilk kez duydun adını. bordo bişii. ekşi bişii. ama güzel bişii. postitlerle not almak hayatımı kolaylaştırıyor. ama bazen sırf böyle renkli renkli kareler etrafımda olsun diye alelade notlar alıyorum. su iç! mesela. evet içmem gerekiyor da o postit neye çare. telefonda konuşurken, toplantıdayken karalananlar, isteyerek çizmek üzere ele kalem kağıt alındığında ortaya çıkandan neden hep daha güzeldir? baş ve işaret parmaklarla fotograf kadrajı yaratmayı kim buldu, kim bulduysa aferin ona. çok havalı oluyor ve çok zevkli bir o kadar da gerçekçi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hiçbirşeye dair bir "en" seçemiyorum. en sevdiğim renk, en sevdiğim yemek, en sevdiğim müzik türü, yok. olmuyor yani, olsun diye bazen zorluyorum kendimi aklım hep geride kalanda kalıyor. en sevdiğim renk mavi. ınghhh zavallı beyazz yok yok en sevdiğim renk beyaz. ama bir o kadar siyah. sarı turuncu kırmızı oh mis. en sevdiğim yemek makarna. diil de patatesli şeyler. aslında köfte. filan böyle gidiyor işte... yok olmuyo. kararsızlık mı bu doyumsuzluk mu nedir. sen nasıl öyle kolayca en sevdiğim yemek pizza diyorsun mesela. aklın kalmıyo mu köftede?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kola olmasa ne yapıcaktık. onsuz yiyemiyceğim yemekler var resmen. bi' ara bırakmaya yeltenmiştim (kötü bir alışkanlık addederek) böyle oturup da sipariş verirken "içecek olarak ne alırdınız" diyen garsonun yüzüne saat gibi gelen uzunlukta bön bön bakıyordum bir süre. geçti tabi şimdi şak diye kola light diyorum. onlar da ısrarla "bir diyet kola" diyorlar ağız birliği etmiş gibi. geçti diyorum o diyet devri, ama içimden. light kolaya alışmam da ayrı dert. normalinde çok şeker var hergün de bitane içiyorum diye, dediler şu light'a alış. denedim, bööö. aptal bişey. köpürüyo tadı demir gibi salak bişey. olmadı. ama ondan sonra içtiğim bütün normal kolalarda vicdan azabı duymaya başladım bünyeye kilo kilo şekerleri yolluyorum diye. öf dedim vicdan azabı çekiceğime şu salak light'a kendimi alıştıriim. başladım light içmeye, sevmeye sevmeye. pis bir işkence dönemi. öyle ki ne içtiğim light'ı seviyodum ne de normali, olur da mecburen içersem sevemiyodum. ikisi de garip gelmeye başlamıştı, allahım kola içemeyeceğim ara bi bölgede takılıp kalmıştım. kiii.. o salak light kolaya alıştım. ve bunun üzerinden bir yıl geçince ne oldu? lanet zero çıktı. vicdan azapsız normal kola tadı. ööf. ne olurdu sanki ben debelenmeden çıkaydı. bir de şu geyik var, ki bitsin artık bence hemen. kızım urfaları adanaları kebapları pizzaları yiyosun yanında da light kola içiyorsun, çok komik, bu ne perhiz (bak diyet niyetine ne güzel kelimemiz var) bu ne lahana turşusu (her türlüsünü çok severim turşunun uf) ya dostum anla artık; ben artık diyetmiş rejimmiş ve hatta perhizmişlerden içmiyorum o light kolayı. tadına alıştım. dönüşü yok. anladın? :) şimdi sen bide diceksin ki ne kola manyağıymışsın be kardeşim, anlata anlata bitiremedin satırlardır. yok. öyle diil. senin kadarım en fazla. sadece dile getirirken lafı biiiiiraz uzattım. sürekli senin hayali serzenişlerine de cevap veriyorum, niyeyse?!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şu kliplerdeki araba kullanırken şarkı söyleme hadisesi bitsin artık yeter. bide türkçe popun genelde yaza denk gelen dönemde azan "sen gittin umrumda diil hahaaayytt hiç koymadı ki acımadı kiii uzaaaaa" tavrı da bi bitse ya artık. "fotoğraf"taki o ğ beni irite ediyor. mireille mathieu havalarında takılıyorum o civarda ğğğ. yukarda sumakla ilgili vıdı vıdı yazarken odaya giren biri burası mantı yok yok nane yok o da diil "sumak" kokuyo dedi?! telepatik olarak yazdıkça odayı sumak mı kokuttum nedir. sumak kokar mı hem, yok artık. bak yine lafı gelmişken mantıya da çok yakışır sumak :) sırtım büküldü kamburluktan, hep bilgisayar yüzünden. artık quasimodonun evlilik teklifi edeceği kıvama geldim. hepimiz bir dönem, dönem dönem, hatta hala cafe açmak istemişizdir ve hala istiyoruzdur değil mi? saçma di mi? :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yuvarlatılmış tırnaklar kadar huzursuz edici bişey varmı. böyle eskiyi, ilk öğretmenini, mahalledeki cadı teyzeyi falan hatırlatmıyor mu sana da? hatta bazısı daha bi sivrileştirilmiş. törpülere doyamamış. çok kötü. küt seviyorum ben haliyle. kütür kütür. bankaya gittim, müşteri temsilcisinin elleri incecik kemikli garip bir incelikte, tırnakları uzun, sivri ve ucu yuvarlatılmış. ve üzerinde sedefli kırık beyaz hatta kremden de kırık bir oje. daha kötüsü olabilir mi? kuş pençesi gibi mi desem, nostaljik bir korku öğesi mi bilemedim. ama ellere bakıp daralmaktan, kadına ve sorularına konsantre olamadım resmen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çok parantezli bir yazı olmuş, yordu mu seni okurken?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3005285283370326129-5189693185317111619?l=shamamciyan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://shamamciyan.blogspot.com/feeds/5189693185317111619/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3005285283370326129&amp;postID=5189693185317111619&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/5189693185317111619'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/5189693185317111619'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://shamamciyan.blogspot.com/2008/08/serzeni-ruh-ve-bilinaltndan-bildiriyor.html' title='serzeniş: ruh ve bilinçaltından bildiriyor'/><author><name>shamamciyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18316173700908608416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SxPFdy29GpI/AAAAAAAAAJw/w4A4ZlsYWl0/S220/sacmasapan+kare.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SK7aN85Cr3I/AAAAAAAAAC8/S7a5OcCdpe0/s72-c/sb10069400l-002.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3005285283370326129.post-2930500991222751045</id><published>2008-06-23T20:04:00.001+03:00</published><updated>2008-08-22T18:26:34.457+03:00</updated><title type='text'>pembemsi kahve</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#000000;"&gt;edindiğim renk. pembemsi kahverengi. tatilin bana hediyesi. güneş, deniz, hamak, yastık. yola çıkarken sevdiğim ve bütün gün dinlediğim şarkı radyoda, sonra kumsalda yine o şarkı ve en son sırtımda güneş yanığıyla dansederken bir daha o şarkı. tatlı bir rüzgar. sevginin kokusu. sevgilinin kokusu. sevgilinin sesi. ferah bir salata. kuş sesi. uçuşan kıyafetler. uçuşan saçlar. uçuşan yapraklar. buz gibi su. buz gibi deniz. buz gibi limonata. kumda gezen ayaklar. çimde gezen ayaklar. suda yüzen ayaklar. hafif bir ürperti. taze meyveler. küçük ve yavaş adımlar. büyük gülümsemeler. kahkahalar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yaz geldi. bu ne demek biliyor musun okuyucu. artık aylar boyunca hiçbir şeyden şikayet etmeye hakkın yok demek. mevsimlerin en koşturmalısı güneşi tepene dikti demek. şikayet diil hareket etmen gerek demek. üzerine geçirdiğin incecik bir kıyafetle anında sokaklara özgürce dökülebilmek demek. arkadaşlarınla vakit geçirmenin en rahat en eğlenceli zamanı geldi demek. yapıcak çok şey var demek. ellerin cebinde denizin kokusunu çekme hatta doyamayıp içine girip kocaman sarılma zamanı geli de geçiyor demek. yaz demek aşk demek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;durma. ekranına diil çık gökyüzüne bak, bulutlar üstünü sarmadan. mouse'unu diil sevgilinin elini, arkadaşının omzunu tut. bilgisayar sandalyene diil çimlere, kumlara otur. odanın havasını diil deniz havasını solu!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3005285283370326129-2930500991222751045?l=shamamciyan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://shamamciyan.blogspot.com/feeds/2930500991222751045/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3005285283370326129&amp;postID=2930500991222751045&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/2930500991222751045'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/2930500991222751045'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://shamamciyan.blogspot.com/2008/06/pembemsi-kahve.html' title='pembemsi kahve'/><author><name>shamamciyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18316173700908608416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SxPFdy29GpI/AAAAAAAAAJw/w4A4ZlsYWl0/S220/sacmasapan+kare.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3005285283370326129.post-5595644969929285561</id><published>2008-06-20T15:55:00.000+03:00</published><updated>2008-08-13T23:40:09.295+03:00</updated><title type='text'>detay</title><content type='html'>&lt;div&gt;siyah beyaz beyaz siyah siyah siyah siyah beyaz siyah siyah siyah siyah siyah siyah beyaz siyah beyaz beyaz beyaz beyaz beyaz siyah beyaz siyah beyaz beyaz beyaz beyaz beyaz siyah beyaz siyah beyaz beyaz siyah siyah siyah siyah beyaz siyah beyaz beyaz beyaz beyaz siyah beyaz beyaz siyah siyah siyah siyah beyaz siyah siyah siyah siyah siyah siyah beyaz siyah beyaz beyaz beyaz beyaz beyaz siyah beyaz siyah beyaz beyaz beyaz beyaz beyaz siyah beyaz siyah beyaz beyaz siyah siyah siyah siyah beyaz siyah beyaz beyaz beyaz beyaz siyah beyaz beyaz siyah siyah siyah siyah beyaz siyah siyah siyah siyah siyah siyah beyaz siyah beyaz beyaz beyaz beyaz beyaz siyah beyaz siyah beyaz beyaz beyaz beyaz pembe beyaz siyah beyaz siyah beyaz beyaz siyah siyah siyah siyah beyaz siyah beyaz beyaz beyaz beyaz siyah beyaz beyaz siyah siyah siyah siyah beyaz siyah siyah siyah siyah siyah siyah beyaz siyah beyaz beyaz beyaz beyaz beyaz siyah beyaz siyah beyaz beyaz beyaz beyaz beyaz siyah beyaz siyah&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3005285283370326129-5595644969929285561?l=shamamciyan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://shamamciyan.blogspot.com/feeds/5595644969929285561/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3005285283370326129&amp;postID=5595644969929285561&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/5595644969929285561'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/5595644969929285561'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://shamamciyan.blogspot.com/2008/06/detay.html' title='detay'/><author><name>shamamciyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18316173700908608416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SxPFdy29GpI/AAAAAAAAAJw/w4A4ZlsYWl0/S220/sacmasapan+kare.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3005285283370326129.post-3568665282933500653</id><published>2008-06-19T16:59:00.001+03:00</published><updated>2008-08-22T14:54:18.087+03:00</updated><title type='text'>iletiştirdiklerimizden misiniz</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SK6o47jnUsI/AAAAAAAAABo/bBpM0d9EKQY/s1600-h/sb10068690e-001.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5237309112691675842" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SK6o47jnUsI/AAAAAAAAABo/bBpM0d9EKQY/s320/sb10068690e-001.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Şu iletişim denen meret ve askerleri etrafımızı sardı. Savulun. Hızla iletişimsizleşiyoruz sayesinde, bilmeden gayet ironik bir şekilde. Dağılın. Öyle de illet birşey ki önce sevdiriyor kendini, sonra alıştırıyor, ele geçiriyor, savaşı kazanıyor. Yıkılın. Farketmeden kanıksamak ne tehlikeli şey. Artık o görüşmek için gün ayarladığınız, buluşma yerinde trafiğin neresinde olduğunu, kaç dakika sonra geleceğini bilmeden ve sabırla, umutla dakikalarca beklediğiniz, karşılıklı oturduğunuzda anlatacaklarınızın biriktiği arkadaşlarınızı görüp görmemek o kadar da mesele değil. Çünkü hayatına dair tüm ayrıntıları bilebileceğiniz bir facebookunuz, geri kalanları bire bir anlatacağı bir msniniz, son saç modelini, rengini, yeni kız arkadaşını, odasının yeni şeklini, modifiye ettiği arabasını, yeni doğan bebeğini, düğününü ve daha milyonlarca ayrıntıyı görebileceğiniz dijital fotograflarınız ve tabi ara sıra küçük küçük hasret giderip "buluşalım bi ara yaaaa" demek için kullandığınız esas amacı nadir hizmet veren cep telefonlarınız ve smsleriniz var...&lt;br /&gt;Ben kendi adıma, bilmemkim pabucuyarım, çık dışarıya oynayalımları, kapıya dayanıp ben geldim diyenleri, diyebilmeleri, sabırla birilerini taksim meydanının ortasında 15li 20li dakikalarca bekleyip ha geldi ha gelecek heyecanlarını yaşamayı, birilerini özlemeyi, özlemeye fırsat bulmayı, planlar yapıp yapıp buluşmaları, spontane buluşmaları, çektiğim fotografı görememeyi, güzel mi çıktı kötü mü, nasıl cıktı diye meraklarla 24ü tamamlamaya çalışmayı, filmi banyoya verip iki gün beklemeyi, fotograflara "elimde tutarak" bakmayı, albümler yapmayı ve böyle birsürü falanları filanları çıldırasıya özlüyorum. Ölmüş birini özler gibi, pek çaresiz...&lt;br /&gt;Hey sen, pabucuyarım! Çık dışarıya oynayalım! Mı?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3005285283370326129-3568665282933500653?l=shamamciyan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://shamamciyan.blogspot.com/feeds/3568665282933500653/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3005285283370326129&amp;postID=3568665282933500653&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/3568665282933500653'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/3568665282933500653'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://shamamciyan.blogspot.com/2008/06/iletitirdiklerimizdenmisiniz.html' title='iletiştirdiklerimizden misiniz'/><author><name>shamamciyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18316173700908608416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SxPFdy29GpI/AAAAAAAAAJw/w4A4ZlsYWl0/S220/sacmasapan+kare.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SK6o47jnUsI/AAAAAAAAABo/bBpM0d9EKQY/s72-c/sb10068690e-001.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3005285283370326129.post-9148390441813677524</id><published>2008-06-19T02:28:00.001+03:00</published><updated>2008-06-19T02:34:53.537+03:00</updated><title type='text'>açılış kokteyli, 3 buzlu 1 limonlu</title><content type='html'>Gecenin 02:20'sinde, simetrik anlarda, yatağa simetrik uyumak varken, dolunayken, hava 25'lerdeyken, kafa 1500'lere içmeden kayarken, konuşacak kimse yokken, koca evde bir'ken ve muhtemelen yarın bu saatin 12 fazlası civarlarında ne alaka diye düşüneceğimi ve kendimden pek hazzetmeyeceğimi biliyorken bir blog yarattım, içine de ilk bu kelimeleri attım?! Bir ben mi eksikmişim bakalım. Tebdili mekanda ferahlık vardır umarım...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3005285283370326129-9148390441813677524?l=shamamciyan.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://shamamciyan.blogspot.com/feeds/9148390441813677524/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3005285283370326129&amp;postID=9148390441813677524&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/9148390441813677524'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3005285283370326129/posts/default/9148390441813677524'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://shamamciyan.blogspot.com/2008/06/al-kokteyli-3-buzlu-1-limonlu.html' title='açılış kokteyli, 3 buzlu 1 limonlu'/><author><name>shamamciyan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/18316173700908608416</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_5j7Yb41qjb4/SxPFdy29GpI/AAAAAAAAAJw/w4A4ZlsYWl0/S220/sacmasapan+kare.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
